Anaakım (neoklasik) ekonomi teorisinin dört büyük falsosu

2000 yılında, Paris’te bir grup ekonomi öğrencisi hocalarına açık bir mektup yazarak “biz artık bu gerçeklerden kopuk ve dogmatik anaakım (neoklasik) ekonomi teorisini öğrenmek istemiyoruz” dediler.
(Bkz: The Crisis in Economics : Teaching, Practice and Ethics)

2011 yılında, Harvard üniversitesinde 70 kadar ekonomi öğrencisi, tanınmış ekonomi yazarı Gregory Mankiw’in dersini protesto ederek terketti. Gerekçeleri, öğrendikleri (neoklasik) iktisat teorisinin son derece dar bakışlı, yanlış ve yanıltıcı olmasıydı.
(Bkz: Students Walk Out of Ec 10 in Solidarity with ‘Occupy’)

IsEconomicGrowthKillingPlanet_TRsubtitle 2015 yılında, Boston’da kalabalık bir grup ekonomi öğrencisi, Amerikan Ekonomi Birliği’nin Sheraton otelinde yapılan yıllık konferansını protesto ederek karşı binalardan birine (lazer ile) resimdeki dev afişi astı:

Is economic growth killing the planet? (Ekonomik büyüme gezegeni öldürüyor mu?)

Ne oluyordu bu öğrencilere? Okumaya devam et

Reklamlar
Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Sessiz Bahar

Yazdığı Sessiz Bahar (Silent Spring) isimli kitapla dünyayı değiştiren yetenekli ve cesur bir kadın: Biyolog Rachel Carson

Bazen tek bir kişi, tek bir kitap yazarak toplumun düşünce tarzını temelden değiştirir. Dolayısıyla tarihin akışını da… Bu kişilerden biri tabi ki Türlerin Kökeni’ni yazan Charles Darwin’dir.

OriginOfSpecies_DarwinMerakla beklenen Türlerin Kökeni (On the Origin of Species) 1859’da ilk yayımlandığında bir anda en çok satan kitap (best seller) olmuş, 1900’e kadar 40 yıl içinde 100‘binden fazla satılmıştı. Bu o dönemler için çok büyük bir rakamdı.

Olağanüstü anlatım becerisiyle Darwin, dini yaratılış ve üstün canlı insan efsanesi gibi yerleşik Hristiyan dogmalarına rağmen Avrupa’nın okuryazar kesiminin önemli bir bölümünü, evrimin olduğu ve nasıl olduğu (doğal seçilim) konusunda ikna edebilmişti. Hem de 10-20 yıl gibi toplumsal tarih açısından çok kısa bir zaman içinde!

Tarihte Darwin’e benzer başka örnekler de var:

1960’lı yıllarda, DDT gibi tarım ilaçlarının (insektisid, herbisid, pestisid vs.) doğaya karşı verilen çetin mücadeleyi kazandıran birer “teknoloji harikası ve uygarlık sembolü” sayıldığı, ve bol keseden kullanıldığı bir dönemde, tek bir kitap yazarak toplumun düşünce tarzını temelden değiştiren cesur ve yetenekli bir kadın vardı: Biyolog-yazar Rachel Carson (1907-1964)

RachelCarson_SilentSpringAynı günümüzün biyolog Richard Dawkins‘i gibi olağanüstü bir yazma yeteneğine sahip olan bu cesur kadın, 1962 yılında yayımlanan Sessiz Bahar (Silent Spring) isimli kitabıyla geniş bir okuyucu kitlesini derinden etkiledi. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Altıncı Yok Oluş (kitap)

6YokolusAltıncı Yok Oluş’u (The Sixth Extinction) elime bir aldım, beni o kadar sürükledi ki üç gün içinde okuyup bitirdim; gerçekten ilginç, tavsiye ederim.

Bu kitapta hem doğa tarihi, hem de doğayla ilgili düşünce tarihi var: Cuvier, Lyell, Darwin, Alvarez, Kuhn, tekdüzelikçilik (uniformitarianism), felaketçilik (catastrophism)…

17. yüzyıla kadar tanrı tarafından mükemmel yaratılan türlerin kesinlikle yok olamayacağına inanan bilim ve felsefe dünyası, dinozor, mastodon ve mamut gibi bugün artık yaşamayan canlıların fosilleri bulundukça dehşete düşer, bu yeni bulguları nasıl açıklayacağını bilemez.

Bulunan devasa kemik fosilleri önceleri “bugünkü fil ve gergedanların farklı boyları ve yayılma alanları” ile açıklanmaya çalışılır, ama bu hipotez tutmaz, çünkü fosiller iyice incelendiğinde bulunan kemiklerin fil veya gergedan kemiklerinden çok farklı olduğu anlaşılır.

O dönemin zihniyeti, mükemmel yaratılan türlerin yok olabileceğini kabul etmeye henüz hazır değildir. Binbir dereden su getirilir, yokoluşu tamamen dışlayan tuhaf ve karmaşık açıklamalar geliştirilir. Öyle ki, beyinler bu safsata yükünden epeyce yorulur.

Beklenen düşünce devrimini Fransız düşünür ve doğabilimci, paleontolojinin (fosil bilimi) kurucusu sayılan Georges Cuvier (1769-1832) gerçekleştirir:

Cuvier, bulunan fosillerin bugün artık yaşamayan farklı canlı türlerine ait olduğunu kanıtlayarak türlerin yok olabileceğini bütün dünyaya kabul ettirir.

Cuvier bir şeye daha dikkat çeker: Bulunan fosiller arasında bugünkülere benzeyen (modern) canlılar yoktu, acaba eskiden farklı bir dünya mı vardı?

O dönem doğa tarihiyle ilgilenen herkesin aklındaki soru şudur: Bazı türler Cuvier’in gösterdiği gibi yok olduysa, yeni türler nasıl ortaya çıktı?
Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bugünkü ekonomik düzenin en büyük açmazı: Nüfus

Büyük resime bakınca, bugünkü ekonomik sistemin en büyük açmazı bence şudur:

Bugünkü aşırı insan nüfusunu (2018 başı itibarıyla 7.6 milyar, bkz worldometers) besleyebilmek için insanlık, büyük ölçüde fosil enerji (petrol, kömür vs.) kaynaklarına dayalı gelecekten çalma yöntem ve teknolojilerine mecbur; sadece sürdürülebilir üretim yöntemleriyle bu kadar nüfusu beslemek ne yazık ki mümkün değil.

2014 yılı itibarıyla dünya nüfusunun ülkelere dağılımı

2014 yılı itibarıyla dünya nüfusunun ülkelere dağılımı. Resim: wikipedia

Bir de bunun üstüne, kişi başına düşen tüketimi iyice arttıran beton, asfalt ve araba odaklı neoklasik kalkınma ideolojisi tuz biber ekiyor. Doğal ve kültürel zenginliklere öncelik veren farklı bir kalkınma ideolojisiyle doğaya zarar verici tüketim çok daha az olurdu.

Elimizde olsa bile (ki değil) çoğu doğaya zarar veren gelecekten çalma yöntemlerini bir anda kategorik olarak yasaklayıp ortadan kaldıramayız. Beslenmesi gereken ve hala sorumsuzca çoğalan koca bir nüfus var.

Kendisini yok edebilecek kadar büyük bir nüfusa ve teknolojik güce ulaşan insanlık çok kritik bir dönemecin eşiğine geldi: İnsanlığın geleceğini ortak akıl mı, yoksa ekolojik çöküş ve nükleer savaş gibi büyük felaketler mi belirleyecek?

Bunca ideoloji ve çıkar çatışması varken dünyadan bu yönde bir ortak akıl çıkacağına dair pek ümidim yok, ama teorik olarak yapılması gereken bence 3 temel şey var:

  1. Kadın ve çocuk haklarının iyileştirilmesi yoluyla elde edilecek etkili bir aile ve nüfus planlaması
  2. Beton, araba, asfalt ve teknolojik zerzevat odaklı neoklasik (tekelci) kalkınma ideolojisinin yerine doğal ve kültürel zenginlikleri ön plana çıkaran (anti-tekelci) yeni bir kalkınma ideolojisi
  3. Gelecekten çalma yöntemlerinin azalan nüfusa paralel olarak aşama aşama azaltılması, böylece gelecek nesillere de insanca yaşama hakkı verilmesi

Bence “insan belki birey olarak büyük beyinli ve zeki, ama kollektif anlamda akıldan ve öngörüden yoksun gerzek bir yaratık” diyerek pes etmeyip, insanı kollektif anlamda öngörüsüzleştiren ideolojilerle mücadele etmek gerekir.
Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Macquarie Adası Trajedisi

Endüstriyel eğitimle daralmış insan aklı, bütününü anlamadığı bir ekosistemin belli parçalarına müdahale ederse ne olur?

Yeni Zelanda ile Antarktika arasındaki Macquarie Adası’nın ekosistemine yapılan müdahaleler bunun en güzel örneklerinden biridir.

Macquarie AdasıDeniz fili dahil fok türleri, penguenleri, albatros gibi türlü deniz kuşlarıyla Macquarie adası, kendine has endemik türleri de barındıran çok zengin bir ekosistemdir.

Bu nedenle de Macquarie Adası UNESCO tarafından mutlaka korunması gereken bir kültür mirası ilan edilmiştir (bkz Macquarie Island).

Eskiden tam anlamıyla bir yeryüzü cenneti olan bu adanın oldukça acıklı bir hikayesi var.

Gemilerle adaya ulaşan fareler ve sıçanlar (eskiden adada hiç olmayan canlılar) yumurtalarını yiyerek deniz kuşlarına korkunç zarar verirler. Sıçan nüfusunu kontrol etmek için adaya yabani kedi getirilir, ancak kediler sadece sıçanlara degil, savunmasız deniz kuşlarına da saldırır.
Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Evrim Teorisi, Din ve Neoliberalizm

Birgün Gazetesi’nde yayınlanmış evrim teorisi ile ilgili bu yazıyı okuyunca bir yorum yazmadan yapamadım:

Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy: Evrim kuramı ile bir dine inanıp inanmama arasında bağ bulunmuyor.
“Evrim bağlamında maymundan mı geldik?” sorusunun evrimsel biyolojinin teori ve pratiği ile ilişkisi “kafamıza elma düştüğü için mi dünya dönüyor?” sorusunun fizik bilimiyle ilişkisi seviyesinde anlamlı olacaktır.

Yorumum: (bkz twitter dizisi)
Yazıyı okudum, yeterince net değil. Bütün bunlar lafı evirip çevirmeden çok daha basit ve anlaşılır bir şekilde anlatılabilmeli. Bence bilim dünyası, her şey çok daha basit anlatılabilecekken lüzumsuz yere karmaşık ve sofistike cümleler kullanma alışkanlığından artık kurtulmalı.

Yazının ana fikrine de katılmıyorum. “Dinler evrim teorisiyle çelişmez” diye bir genelleme yapılamaz, bu tamamen din ve tanrı anlayışına bağlı. Evrim teorisi, evreni kendi doğa kanunlarıyla yöneten soyut bir tanrı anlayışıyla çelişmez, ama dincilerin insansı-büyücü (mucizeci) tanrısıyla çelişir. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Modern bilinç araştırmaları ve hayvan hakları

Yazıma tanınmış yazar, müzisyen ve siyasetçi Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk isimli romanıyla ilgili bir haberden alıntı yaparak girmek istiyorum:

Hâlâ barbarlık dönemindeyiz…

İnsanlara hayvanlara her türlü işkenceyi yapma hakkını kim verdi? Zaten insan eğer diğer canlıları öldürmeyi bırakabilirse hemcinsini öldürmeyi de bırakır. Özellikle Ortadoğu’da insanlar sürekli birbirlerinin kafalarını kesiyorlar. Bütün o insanlar çocukluklarında hayvanların ayaklarının bağlanıp kafalarının kesildiğini görmüş. İnsanların diğer canlıları öldürüp yemesi dönemi bir gün mutlaka kapanacak ve bizim dönemimizden yine barbarlık dönemi diye bahsedilecek.

Bilinç (mind, consciousness) ve bireyin kendi kendisinin farkında olması, bilimin hala tam olarak açıklayamadığı bir kavram.

Ancak bir şey anlaşıldı: Son araştırmalar, özellikle yunus, şempanze, domuz ve köpek gibi sosyal hayvanların da insan gibi bilinç ve his sahibi olduğunu ortaya koydu.

Eskinden insanın tek bilinçli canlı olduğuna, diğer canlıların ise bilinçsiz, ruhsuz ve hissiz olduğuna inanılırdı. Ünlü filozof-matematikçi Descartes bile hayvanları bilinci ve hissi olmayan biyolojik robotlara benzetmişti.

Artık bilim dünyası, hayvanların da (bir kısmı insanlarınkine benzeyen) hisleri olduğunu %100’e yakın bir kesinlikle kabul ediyor.
Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın