Bugünkü ekonomik düzenin en büyük açmazı: Nüfus

Büyük resime bakınca, bugünkü ekonomik sistemin en büyük açmazı bence şudur:

Bugünkü aşırı insan nüfusunu (2018 başı itibarıyla 7.6 milyar, bkz worldometers) besleyebilmek için insanlık, büyük ölçüde fosil enerji (petrol, kömür vs.) kaynaklarına dayalı gelecekten çalma yöntem ve teknolojilerine mecbur; sadece sürdürülebilir üretim yöntemleriyle bu kadar nüfusu beslemek ne yazık ki mümkün değil.

2014 yılı itibarıyla dünya nüfusunun ülkelere dağılımı

2014 yılı itibarıyla dünya nüfusunun ülkelere dağılımı. Resim: wikipedia

Bir de bunun üstüne, kişi başına düşen tüketimi iyice arttıran beton, asfalt ve araba odaklı neoklasik kalkınma ideolojisi tuz biber ekiyor. Doğal ve kültürel zenginliklere öncelik veren farklı bir kalkınma ideolojisiyle doğaya zarar verici tüketim çok daha az olurdu.

Elimizde olsa bile (ki değil) çoğu doğaya zarar veren gelecekten çalma yöntemlerini bir anda kategorik olarak yasaklayıp ortadan kaldıramayız. Beslenmesi gereken ve hala sorumsuzca çoğalan koca bir nüfus var.

Kendisini yok edebilecek kadar büyük bir nüfusa ve teknolojik güce ulaşan insanlık çok kritik bir dönemecin eşiğine geldi: İnsanlığın geleceğini ortak akıl mı, yoksa ekolojik çöküş ve nükleer savaş gibi büyük felaketler mi belirleyecek?

Bunca ideoloji ve çıkar çatışması varken dünyadan bu yönde bir ortak akıl çıkacağına dair pek ümidim yok, ama teorik olarak yapılması gereken bence 3 temel şey var:

  1. Kadın ve çocuk haklarının iyileştirilmesi yoluyla elde edilecek etkili bir aile ve nüfus planlaması
  2. Beton, araba, asfalt ve teknolojik zerzevat odaklı neoklasik (tekelci) kalkınma ideolojisinin yerine doğal ve kültürel zenginlikleri ön plana çıkaran (anti-tekelci) yeni bir kalkınma ideolojisi
  3. Gelecekten çalma yöntemlerinin azalan nüfusa paralel olarak aşama aşama azaltılması, böylece gelecek nesillere de insanca yaşama hakkı verilmesi

Bence “insan belki birey olarak büyük beyinli ve zeki, ama kollektif anlamda akıldan ve öngörüden yoksun gerzek bir yaratık” diyerek pes etmeyip, insanı kollektif anlamda öngörüsüzleştiren ideolojilerle mücadele etmek gerekir.
Okumaya devam et

Reklamlar
Ekonomi içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Macquarie Adası Trajedisi

Endüstriyel eğitimle daralmış insan aklı, bütününü anlamadığı bir ekosistemin belli parçalarına müdahale ederse ne olur?

Yeni Zelanda ile Antarktika arasındaki Macquarie Adası’nın ekosistemine yapılan müdahaleler bunun en güzel örneklerinden biridir.

Macquarie AdasıDeniz fili dahil fok türleri, penguenleri, albatros gibi türlü deniz kuşlarıyla Macquarie adası, kendine has endemik türleri de barındıran çok zengin bir ekosistemdir.

Bu nedenle de Macquarie Adası UNESCO tarafından mutlaka korunması gereken bir kültür mirası ilan edilmiştir (bkz Macquarie Island).

Eskiden tam anlamıyla bir yeryüzü cenneti olan bu adanın oldukça acıklı bir hikayesi var.

Gemilerle adaya ulaşan fareler ve sıçanlar (eskiden adada hiç olmayan canlılar) yumurtalarını yiyerek deniz kuşlarına korkunç zarar verirler. Sıçan nüfusunu kontrol etmek için adaya yabani kedi getirilir, ancak kediler sadece sıçanlara degil, savunmasız deniz kuşlarına da saldırır.
Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Evrim Teorisi, Din ve Neoliberalizm

Birgün Gazetesi’nde yayınlanmış evrim teorisi ile ilgili bu yazıyı okuyunca bir yorum yazmadan yapamadım:

Doç. Dr. Ergi Deniz Özsoy: Evrim kuramı ile bir dine inanıp inanmama arasında bağ bulunmuyor.
“Evrim bağlamında maymundan mı geldik?” sorusunun evrimsel biyolojinin teori ve pratiği ile ilişkisi “kafamıza elma düştüğü için mi dünya dönüyor?” sorusunun fizik bilimiyle ilişkisi seviyesinde anlamlı olacaktır.

Yorumum: (bkz twitter dizisi)
Yazıyı okudum, yeterince net değil. Bütün bunlar lafı evirip çevirmeden çok daha basit ve anlaşılır bir şekilde anlatılabilmeli. Bence bilim dünyası, her şey çok daha basit anlatılabilecekken lüzumsuz yere karmaşık ve sofistike cümleler kullanma alışkanlığından artık kurtulmalı.

Yazının ana fikrine de katılmıyorum. “Dinler evrim teorisiyle çelişmez” diye bir genelleme yapılamaz, bu tamamen din ve tanrı anlayışına bağlı. Evrim teorisi, evreni kendi doğa kanunlarıyla yöneten soyut bir tanrı anlayışıyla çelişmez, ama dincilerin insansı-büyücü (mucizeci) tanrısıyla çelişir. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Modern bilinç araştırmaları ve hayvan hakları

Yazıma tanınmış yazar, müzisyen ve siyasetçi Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk isimli romanıyla ilgili bir haberden alıntı yaparak girmek istiyorum:

Hâlâ barbarlık dönemindeyiz…

İnsanlara hayvanlara her türlü işkenceyi yapma hakkını kim verdi? Zaten insan eğer diğer canlıları öldürmeyi bırakabilirse hemcinsini öldürmeyi de bırakır. Özellikle Ortadoğu’da insanlar sürekli birbirlerinin kafalarını kesiyorlar. Bütün o insanlar çocukluklarında hayvanların ayaklarının bağlanıp kafalarının kesildiğini görmüş. İnsanların diğer canlıları öldürüp yemesi dönemi bir gün mutlaka kapanacak ve bizim dönemimizden yine barbarlık dönemi diye bahsedilecek.

Bilinç (mind, consciousness) ve bireyin kendi kendisinin farkında olması, bilimin hala tam olarak açıklayamadığı bir kavram.

Ancak bir şey anlaşıldı: Son araştırmalar, özellikle yunus, şempanze, domuz ve köpek gibi sosyal hayvanların da insan gibi bilinç ve his sahibi olduğunu ortaya koydu.

Eskinden insanın tek bilinçli canlı olduğuna, diğer canlıların ise bilinçsiz, ruhsuz ve hissiz olduğuna inanılırdı. Ünlü filozof-matematikçi Descartes bile hayvanları bilinci ve hissi olmayan biyolojik robotlara benzetmişti.

Artık bilim dünyası, hayvanların da (bir kısmı insanlarınkine benzeyen) hisleri olduğunu %100’e yakın bir kesinlikle kabul ediyor.
Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Neoliberal CIA İslamı’nın 5 Şartı

İslam’ın Anglo-Amerikan emperyalizmi açısından kullanışlı bir ideoloji haline gelebilmesi için bu 5 şartın mutlaka sağlanması gerekiyor:

1) Dayanışmacı sosyal devletten, işçi ve çevre haklarından söz edenlerin otomatikman dinsiz komünist ve terörist sayılması.

Örneğin, Gülen cemaati (Fetö) Komünizmle Mücadele Derneği olarak başlayan bir CIA projesiydi.

CIA islamı, Endonezya’da darbeci diktatör General Suharto rejiminde denenmiş ve çok da başarılı (!) olmuştu.

2) Anti-evrimci propaganda ve bilim sansürüyle halkın evrim teorisini, dolayısıyla da ekolojiyi anlamasına engel olmak.

Neden son 30 yılda palazlanan islamcı tarikatlerin hepsi Amerikan Neoconları gibi evrim karşıtı?

Evrim ve bilim karşıtı propaganda yapan şarlatanlar nasıl oluyor da bu kadar kolayca para buluyorlar?

Nihat Genç: 11. yüzyılın aydın müslümanları yerine kilise yobazlarına özenip evrimi inkar eden islamcılar.. (Veryansın 27 Ağustos 2016 – YouTube video)

AKP’nin kurucularından Abdüllatif Şener: Evrim karşıtlığı İslam dünyasına sonradan batıdan geldi.

Aydınlanma çabalarına karşı kullanışlı sansür sloganı:
“Sizin imanınızı bozmak isteyen şeytanlardan uzak durun, onları dinlemeyin.”

3) Dini felsefi ve ahlaki derinliğinden soyutlayarak türban, sarık, namaz ve sakal benzeri yüzeysel şekillere indirgemek.

Neden AKP ilahiyyat fakültelerinden bile felsefe derslerini kaldırmak istedi?

4) Bir lidere köle gibi sorgusuz biat ve itaat.

Kullanışlı slogan: “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Soru sormayan adam: Adolf Eichmann

Tarihte Adolf Eichmann Vakası ve Endüstriyel Eğitim
Adolf_Eichmann_at_Trial1961_mFelsefenin Kısa Tarihi şimdiye kadar okuduğum en iyi felsefeye giriş kitabıdır diyebilirim. Kitabın yazarı Nigel Warburton, hiç jargon kesip zor anlaşılır bir dil kullanmadan felsefe tarihinin en önemli fikirlerini zevkli ve sürükleyici bir şekilde anlatmayı başarmış.

Kitabın 35. bölümünde endüstriyel cehaleti vurgulamak adına çok çarpıcı bulduğum bir vaka anlatılıyor: Soru sormayan adam!

Adolf Eichmann, Hitler döneminde tren yollarından sorumlu yüksek rütbeli bir bürokrattır.

Eichmann’ın titiz çalışması ve gözetimi sayesinde o dönemde Avrupa’daki bütün tren yolları saat gibi tıkır tıkır çalışmış, böylece Avrupa’nın her yerinden toplanan yüzbinlerce Musevi sığır vagonlarında sorunsuzca (!) Doğu Avrupa’daki toplama kamplarına taşınabilmiştir.

Hikayenin gerisini biliyorsunuz: Sığır vagonlarıyla toplama kamplarına getirilen esirlerin büyük çoğunluğu, çoluk çocuk kadın demeden özel duş odalarında zehirli gazlarla katledildi. Bu insanların bir bölümü de en sapıkça tıp deneylerinde kobay olarak kullanıldı. Ancak çok küçük bir azınlık, son derece perişan bir halde bu toplama kamplarından canlı çıkabildi.

Savaş sonrası birçok Nazi gibi Arjantin’e kaçan Eichmann, İsrail gizli polisi Mossad tarafından 1960’da Buenos Aires’te yakalanır, ve yargılanmak için İsrail’e getirilir.

Filozof Hannah Arendt (1906-75) Eichmann vakasıyla özel olarak ilgilenir. Bu nasıl bir insan, nasıl bir manyak ve sadist olmalıydı ki, gözünü kırpmadan yüzbinlerce insanı ölüme taşımış olsun?

Mahkeme süresince Eichmann’ın kişiliği filozof Arendt ve uzman psikologlar tarafından bilimsel anlamda incelenir ve ortaya herkesi şaşırtan bir sonuç çıkar: Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 7 Yorum

Paskalya Adası Trajedisi: Ağaçlarını yok eden bir uygarlığın hazin sonu

Paskalya Adası Heykelleri

Paskalya Adası Heykelleri (resim: WikiPedia)

Esasen mühendis kökenli (ama pek de mühendis kafalı sayılmam) 15 yıllık bir ekonomi öğrencisi olarak okuduğum en önemli ekonomi kitabının Çöküş olduğunu söyleyebilirim (yazarı Jared Diamond).

Uygarlık ve çevre tarihinden çok çarpıcı ve aydınlatıcı örnekler içeren Çöküş’ü okuyunca ben şu sonuca vardım: Uygarlık tarihini anlamadan sürdürülebilir refahı hedeflemesi gereken ekonomiyi de anlamak mümkün değildir.

Uygarlık tarihini de hakkıyla anlayabilmek için de din, felsefe, sosyoloji, antropoloji, evrim ve ekoloji gibi alanlarda epeyce donanımlı olmak gerekiyor.

Çünkü sosyolojik ve çevresel (ekolojik) şartları anlamadan tarihi de bütünüyle görüp yorumlamak mümkün değil. Uygarlık tarihi, bize okullarda anlatıldığı gibi siyaset, savaş ve sanat tarihinden, üstüne de biraz insan yapımı teknolojik alet-edevat sosundan ibaret değil.

Eskiden tahıl ambarı olan Kuzey Afrika’nın neden çölleştiğini anlamadan Roma İmparatorluğu’nun neden çöktüğünü anlayamazsınız. Veya aşırı nüfus yoğunluğunun sosyolojik ve çevresel etkilerini anlamadan Maya Uygarlığı’nın neden çöktüğünü anlayamazsınız.

Ahlak dersini kısa kesip geliyorum şimdi Çöküş’ün en çarpıcı hikayesine: Paskalya Adası Trajedisi

Pasfik Okyanusu’nda uzak ve küçük bir kara parçası olan Paskalya Adası’nı (İngilizcesi Easter Island) duymamış bile olsanız bu adanın ünlü heykellerinin resimlerini mutlaka bir yerlerde görmüşsünüzdür; dev kaya parçalarından oyulmuş, boyu 23 metreye (yani 5-6 katlı bir bina kadar), ağırlığı 250 tona varan devasa heykeller… Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum