Doğayı hesaba katmayan bir serbest piyasa olabilir mi?

Tabancalı serbest piyasa olur mu? kaynak

Bir satıcı, gözüne kestirdiği birinin kafasına tabanca dayayarak “başka bir süpürge almayacaksın, benim sattığım süpürgeyi alacaksın” derse, buna serbest piyasa diyebilir miyiz?

Diyemeyiz tabi ki, çünkü serbest piyasanın en temel şartlarından biri gönüllü alış-veriştir. Zorlama ve zorbalık olursa serbest piyasa olmaz. Bu yüzden de, bir kişinin tabanca zoruyla diğer bütün seçeneklerinden yoksun bırakılıp, belli bir malı veya servisi satın almaya mecbur bırakılmasına serbest piyasa diyemeyiz.

Serbest piyasanın değer bir önemli şartı da serbest rekabet ortamı olması, hiçbir kişinin, grubun veya şirketin tekelleşerek pazarı hakimiyetine almamasıdır. Fakat ben bu yazımda gönüllü alış-veriş esası üzerinde duracağım.

Bir kişiyi diğer seçeneklerinden ve imkânlarından yoksun bırakmanın tek yolu kafasına tabanca dayamak değildir, bu farklı yöntemlerle de yapılabilir.

Diyelim ki bir köyde şişe suyu satmak istiyorsunuz, ama satamıyorsunuz, çünkü köyde bedava su kaynağı olan bir çeşme var. Bedava temiz su kaynağı varken neden para verip şişe suyu alsın köylü?

Çeşmeyi bir şekilde bozarak veya ortadan kaldırarak köylünün bedava su seçeneğini yok edebilir, böylece köylüyü şişe suyu almaya mecbur bırakabilirsiniz.

Buna serbest piyasa diyebilir miyiz? Diyemeyiz çünkü sabotaj, dolayısıyla zorlama fazla bariz oldu.

Köylü, bilerek ve kasten şişe suyu almaya zorlandığını görecek ve isyan edecektir. Kurnaz satıcı açısından marifet, bu tür sabotaj operasyonlarını daha sinsi bir şekilde, zamana yayarak, alıştıra alıştıra yapmaktır.

Başka örnekler verelim: Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Serbest Piyasa Aldatmacası

Serbest Piyasa AldatmacasıÜnlü liberallerimizden Cem Toker “en iyi tanzim serbest piyasadır” demiş.

Sanki halka bireycilik ve demokrasi kılıfıyla yutturulan bir “paran kadar konuş” düzeninde gerçek bir serbest piyasa olabilirmiş gibi…

(Not: Bunları AKP’nin Tanzim Mağazaları’nı savunmak için yazmadım, o ayrı bir konu.)

Gerçek serbest piyasa sadece parasallaşmış seçeneklerden ibaret değildir. Piyasa derken doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimi dahil bütün imkanları hesaba katmak gerekir.

Örneğin Cerattepe’de sadece “A madeni veya B madeni” seçenekleri yoktu, bir de “bozulmasın, doğal kalsın, bu zenginlikten herkes yararlansın seçeneği” vardı. Ama parası olan ayrıcalıklı ve sömürgen azınlığın, yani para kazanmak için her yöntemi mübah sayan şirketokrasinin dediği oldu.

Eğer Artvin’de “Cerattepe’de maden yapılsın mı?” diye soran bir referandum yapılsaydı büyük çoğunluk kesinlikle HAYIR diyecekti. Bunu sadece medya haberlerine değil, Artvin’deki kendi kişisel gözlemlerime dayanarak da söylüyorum. Demek ki demokrasinin değil, yine paranın ve şirketokrasinin dediği oldu.

Cem Toker’in küreselleşmeyle birlikte neredeyse bütün dünyada hakim olan paran kadar konuş düzenini serbest piyasa zannetmesi normaldir, anlayışla karşılamak gerekir, çünkü doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimi üretimden saymayan endüstriyel paradigma ve anaakım (neoklasik) iktisat öğretisiyle beyinler bu şekilde yıkanıyor. Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

En tehlikeli psikolojik silah: Kutuplaştırıcı kara propaganda

beyin_eaglemanBoşnak katliamı nasıl geldi?
Milyonlarca bireyden oluşan koca bir toplumun beyni, dolayısıyla temel değerleri ve düşünce tarzı nasıl yönlendirilebilir?

Yakın tarih bize gösteriyor ki, merkezi eğitim sistemi ve medya kontrolünüzdeyse bunu kolaylıkla yapabilirsiniz.

Sırf iktidarda kalabilmek için sürekli kutuplaştırma ve düşmanlaştırma siyaseti yürüten RTE/AKP cemaatinin bu ülkeye ne kadar büyük bir kötülük yaptığını daha iyi anlamak için insan beyni ve sosyolojisiyle ilgili bu belgeseli mutlaka izleyin:

BRAIN with David Eagleman Part 5 (YouTube)

Bir yaşına bile gelmemiş bebeklerde bile olan vicdan, sosyal adalet ve empati hissi, belli topluluklara karşı nasıl yok edilebilir? Belgeselde 29. dakikadan itibaren bunun en kanlı örneklerinden biri: Bosna’daki etnik soykırım

David Eagleman’ın The Brain isimli kitabı Türkçeye de çevrildi (bkz yukarıdaki resim). Sırp medyası tarafından desteksiz yalanlarla dolu bölücü ve kutuplaştırıcı propagandayla sözünü ettiğim Boşnak katliamının temellerinin nasıl atıldığı kitabın 5. bölümünde anlatılıyor. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Unutulan deha: Alexander von Humboldt

Alexander von Humboldt, kaynak: Wikipedia

Alexander von Humboldt, kaynak: Wikipedia

İnanılmaz hafızasının yanında son derece etkileyici yazma ve konuşma yetenekleriyle dikkat çeken bir gezgin, kaşif, biyolog, jeolog, toplumbilimci, ve en önemlisi, detaylarda kaybolmayıp bütünü görmeye çalışan bir filozof…

Daha 1800’de tektip (monokültürel) mekanize tarımın zararlarından ve insanın yol açacağı iklim değişiminden söz eden, o dönemde kolonyalizm, sömürgecilik, kölelik ve ırkçılık karşıtı bir kişilik…

Bilimsel incelemelerinde canlılara sadece tek tek odaklanmaktansa, canlılar arasındaki karmaşık ilişkileri ve döngüleri anlamaya çalışan, dolayısıyla doğaya yaşayan bir organizma anlayışıyla bir bütün olarak bakarak Batı dünyasında yaşam ağı (ekosistem) fikrini ilk ortaya atan bilge…

Alexander von Humbolt’un ilham verdiği yakın dostlarına birkaç örnek: Almanların gelmiş geçmiş en ünlü şairi sayılan Goethe, ABD başkanı Thomas Jefferson, Güney Amerika’daki özgürlük hareketinin lideri Simon Bolivar, evrim teorisinin önünü açan devrimci jeolog Charles Lyell ve bazı türlerin soylarının tükendiğini ispatlayan fosilbilimci Georges Cuvier…

O dönemde (19. yüzyıl) ve bugün hala, geleneksel (neoklasik/endüstriyel) bilim, doğaya mekanik bir indirgemecilikle bakarak, parçaları bağlamından koparıp dar fonksiyon ve ölçeklere odaklanırken, Humboldt sürekli bütünü görmenin en az detaylar kadar önemli olduğunu vurguluyor.

Humboldt’un güzel konuşma ve yazma yetenekleriyle dikkat çeken bilim insanlarına ilham veren bir özelliği daha var: Bilim dilini sadelikten, anlaşılırlıktan ve estetikten koparmamak, doğayı bir şair hassasiyetiyle gözleyip anlatabilmek…

Doğanın Keşfi, Andrea Wulf (kitap)

Doğanın Keşfi, Andrea Wulf (kitap)

Ortaya attığı yaşam ağı (web of life) kavramıyla Humbolt bugünkü modern ekolojinin fikir babası sayılabilir. Humboldt’u anlatan “The Invention of Nature” (Doğanın Keşfi) şimdiye kadar okuduğum en güzel biyografilerden biridir diyebilirim. Umarım Türkçe çevirisi de iyidir.

Bakalım Humboldt (1769-1859) 90 yıllık renkli hayatına başka neler sığdırmış:

Humboldt, önceleri “beyazların egemenliği” fikrine meyilli olan dostu Simón Bolivar’ı, köleliği kaldırmayan, istisna tanımadan herkesi eşit vatandaş saymayan bir özgürleşme hareketinin İspanyol kolonyalizmine karşı başarılı olamayacağı konusunda ikna ediyor. Aynı Humboldt, iyi başlayıp sonrada diktatörleşen Bolivar’ı otoriterleştiği için eleştiriyor.

Güney Amerika’nın doğal güzelliklerinin ve ekolojik zenginliklerinin Bolivar tarafından “gurur duyduğumuz ortak değerlerimiz” diye tanımlanmasında da Humboldt’un önemli etkisi olmuştu.

Humboldt, köleliği anayasayla kaldırmadığı için yakın arkadaşı olan ABD başkanı Thomas Jefferson’u sürekli ağır bir dille eleştiriyor. Aydınlanmacı yönü yüzünden başkaları Jeffferson’a “aydın başkan” derken sivri dilli Humboldt ona köleliği kaldırmadığı için “yarım aydın” diyor. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sizce hangi toplum daha çok kalkınmıştır?

Yeşillikler içinde güzel bir ev

Bol betonlu ve bol araç gereçli, monokültürel bir yaşam tarzına geçemediği için geri kalmış(!) bir ev hanesi. kaynak

Ekosistem sakatlama sektörü demişken, şu sorunun mutlaka sorulması gerekir:

Hangi toplum daha iyi kalkınmış, sürdürülebilir toplumsal refah yönünden daha ileri gitmiştir?

İleri teknolojik(!) kanser ilaçları geliştiren toplum mu, yoksa sağlıklı çevre, sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam tarzı gibi başarılı “önleyici halk sağlığı” politikaları sonucu kanser ilaçlarına ihtiyaç duymayan toplum mu?

İleri teknolojik(!) kimyasal tarım ilaçları ve gübreleri geliştiren toplum mu, yoksa çok-kültürlü ekolojik tarımı başarıyla uyguladığı için tarım kimyasallarına ihtiyaç duymayan toplum mu?

Akarsularına ileri teknolojik(!) arıtım tesisleri kuran bir toplum mu, yoksa endüstriyel kirliliği azaltıp akarsu kenarlarındaki doğal bitki örtüsünü koruduğu için akarsuları tertemiz akan, dolayısıyla endüstriyel arıtım tesislerine ihtiyaç duymayan toplum mu? Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kızılderili efsanelerinin üç ayrılmaz kızkardeşi

Mısır, kabak, fasülye

Mısır, kabak ve fasülye. resim/kaynak

Kızılderili efsanelerine göre birbirinden ayrılmaması gereken üç kızkardeş:

Mısır (corn), fasülye (beans) ve kabak (squash)

Çok-kültürlü ekolojik tarımın, monokültürlere dayalı konvansiyonel göre avantajlarını gösteren binlerce örnekten sadece biri…

Mısır, sarmaşık fasüleyeye sarılabileceği doğal bir sırık işlevi görüyor.

Fasülye, toprağı azot bileşikleriyle zenginleştirerek mısırı da kabağı da besliyor.

Kabak, geniş yapraklarıyla gölge yaparak yabancı otları azaltıyor, toprağı nemli tutarak kurumaktan koruyor.

Neticede bu üç kızkardeş birbirlerine destek olarak büyüyor, hem de toprağı tüketmeden; monokültürlere dayalı konvansiyonel veya endüstriyel tarımda olduğu gibi gübreye ilaca vesaire ihtiyaç yaratmadan. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | 3 Yorum

Ekosistem sakatlama sektörü

Ekosistem sakatlama sektörü18 Kasım 2018 tarihinde yazdığım uzunca bir tweet zincirinde ekosistem sakatlama sektörünün ne olduğunu ve bu sektörün nasıl para kazandığını anlatmaya çalıştım.
***
Ekosistem sakatlama sektörünün en başarılı(!) olduğu alanlardan biri: Sağlık sektörü…

Kazanç kapısı: Bolca ilaç ve tedavi satabilmek için, sağlıklı beslenme ve sağlıklı çevre gibi her türlü önleyici sağlık politikasını baltalamak…

EkosistemSakatlama_SeglikSektoru

Bir paralelliğe dikkatinizi çekerim:

Sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam tarzı ve sağlıklı çevre ile birçok sorunu temelden çözmek yerine ilaca ve tedaviye bağımlı hale gelmek…

Önleyici halk sağlığına önem veren bütüncül sağlık politikası yerine şirketokrasinin işine gelen endüstriyel sağlık…

Toprağı koruyup iyileştiren sağlıklı ve sürdürülebilir tarımsal üretim yapmak yerine, kimyasal ilaca ve gübreye bağımlı hale gelmek… Çok-kültürlü ekolojik tarım yerine şirketokrasinin işine gelen, monokültürlere dayalı konvansiyonel ve endüstriyel tarım…

Neye inanmanız, neye önem vermeniz gerektiği konusunda kararsızsanız bugünkü pespaye siyasete veya anaakım medyaya bakarak şirketokrasinin esaretinden hiç kurtulamazsınız. Çünkü bugün ikisini de (siyaset ve medya) para, dolayısıyla şirketokrasi kontrol ediyor. Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum