En tehlikeli psikolojik silah: Kutuplaştırıcı kara propaganda

beyin_eaglemanBoşnak katliamı nasıl geldi?
Milyonlarca bireyden oluşan koca bir toplumun beyni, dolayısıyla temel değerleri ve düşünce tarzı nasıl yönlendirilebilir?

Yakın tarih bize gösteriyor ki, merkezi eğitim sistemi ve medya kontrolünüzdeyse bunu kolaylıkla yapabilirsiniz.

Sırf iktidarda kalabilmek için sürekli kutuplaştırma ve düşmanlaştırma siyaseti yürüten RTE/AKP cemaatinin bu ülkeye ne kadar büyük bir kötülük yaptığını daha iyi anlamak için insan beyni ve sosyolojisiyle ilgili bu belgeseli mutlaka izleyin:

BRAIN with David Eagleman Part 5 (YouTube)

Bir yaşına bile gelmemiş bebeklerde bile olan vicdan, sosyal adalet ve empati hissi, belli topluluklara karşı nasıl yok edilebilir? Belgeselde 29. dakikadan itibaren bunun en kanlı örneklerinden biri: Bosna’daki etnik soykırım

David Eagleman’ın The Brain isimli kitabı Türkçeye de çevrildi (bkz yukarıdaki resim). Sırp medyası tarafından desteksiz yalanlarla dolu bölücü ve kutuplaştırıcı propagandayla sözünü ettiğim Boşnak katliamının temellerinin nasıl atıldığı kitabın 5. bölümünde anlatılıyor. Okumaya devam et

Reklamlar
Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Unutulan deha: Alexander von Humboldt

Alexander von Humboldt, kaynak: Wikipedia

Alexander von Humboldt, kaynak: Wikipedia

İnanılmaz hafızasının yanında son derece etkileyici yazma ve konuşma yetenekleriyle dikkat çeken bir gezgin, kaşif, biyolog, jeolog, toplumbilimci, ve en önemlisi, detaylarda kaybolmayıp bütünü görmeye çalışan bir filozof…

Daha 1800’de tektip (monokültürel) mekanize tarımın zararlarından ve insanın yol açacağı iklim değişiminden söz eden, o dönemde kolonyalizm, sömürgecilik, kölelik ve ırkçılık karşıtı bir kişilik…

Bilimsel incelemelerinde canlılara sadece tek tek odaklanmaktansa, canlılar arasındaki karmaşık ilişkileri ve döngüleri anlamaya çalışan, dolayısıyla doğaya yaşayan bir organizma anlayışıyla bir bütün olarak bakarak Batı dünyasında yaşam ağı (ekosistem) fikrini ilk ortaya atan bilge…

Alexander von Humbolt’un ilham verdiği yakın dostlarına birkaç örnek: Almanların gelmiş geçmiş en ünlü şairi sayılan Goethe, ABD başkanı Thomas Jefferson, Güney Amerika’daki özgürlük hareketinin lideri Simon Bolivar, evrim teorisinin önünü açan devrimci jeolog Charles Lyell ve bazı türlerin soylarının tükendiğini ispatlayan fosilbilimci Georges Cuvier…

O dönemde (19. yüzyıl) ve bugün hala, geleneksel (neoklasik/endüstriyel) bilim, doğaya mekanik bir indirgemecilikle bakarak, parçaları bağlamından koparıp dar fonksiyon ve ölçeklere odaklanırken, Humboldt sürekli bütünü görmenin en az detaylar kadar önemli olduğunu vurguluyor.

Humboldt’un güzel konuşma ve yazma yetenekleriyle dikkat çeken bilim insanlarına ilham veren bir özelliği daha var: Bilim dilini sadelikten, anlaşılırlıktan ve estetikten koparmamak, doğayı bir şair hassasiyetiyle gözleyip anlatabilmek…

Doğanın Keşfi, Andrea Wulf (kitap)

Doğanın Keşfi, Andrea Wulf (kitap)

Ortaya attığı yaşam ağı (web of life) kavramıyla Humbolt bugünkü modern ekolojinin fikir babası sayılabilir. Humboldt’u anlatan “The Invention of Nature” (Doğanın Keşfi) şimdiye kadar okuduğum en güzel biyografilerden biridir diyebilirim. Umarım Türkçe çevirisi de iyidir.

Bakalım Humboldt (1769-1859) 90 yıllık renkli hayatına başka neler sığdırmış:

Humboldt, önceleri “beyazların egemenliği” fikrine meyilli olan dostu Simón Bolivar’ı, köleliği kaldırmayan, istisna tanımadan herkesi eşit vatandaş saymayan bir özgürleşme hareketinin İspanyol kolonyalizmine karşı başarılı olamayacağı konusunda ikna ediyor. Aynı Humboldt, iyi başlayıp sonrada diktatörleşen Bolivar’ı otoriterleştiği için eleştiriyor.

Güney Amerika’nın doğal güzelliklerinin ve ekolojik zenginliklerinin Bolivar tarafından “gurur duyduğumuz ortak değerlerimiz” diye tanımlanmasında da Humboldt’un önemli etkisi olmuştu.

Humboldt, köleliği anayasayla kaldırmadığı için yakın arkadaşı olan ABD başkanı Thomas Jefferson’u sürekli ağır bir dille eleştiriyor. Aydınlanmacı yönü yüzünden başkaları Jeffferson’a “aydın başkan” derken sivri dilli Humboldt ona köleliği kaldırmadığı için “yarım aydın” diyor. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Sizce hangi toplum daha çok kalkınmıştır?

Yeşillikler içinde güzel bir ev

Bol betonlu ve bol araç gereçli, monokültürel bir yaşam tarzına geçemediği için geri kalmış(!) bir ev hanesi. kaynak

Ekosistem sakatlama sektörü demişken, şu sorunun mutlaka sorulması gerekir:

Hangi toplum daha iyi kalkınmış, sürdürülebilir toplumsal refah yönünden daha ileri gitmiştir?

İleri teknolojik(!) kanser ilaçları geliştiren toplum mu, yoksa sağlıklı çevre, sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam tarzı gibi başarılı “önleyici halk sağlığı” politikaları sonucu kanser ilaçlarına ihtiyaç duymayan toplum mu?

İleri teknolojik(!) kimyasal tarım ilaçları ve gübreleri geliştiren toplum mu, yoksa çok-kültürlü ekolojik tarımı başarıyla uyguladığı için tarım kimyasallarına ihtiyaç duymayan toplum mu?

Akarsularına ileri teknolojik(!) arıtım tesisleri kuran bir toplum mu, yoksa endüstriyel kirliliği azaltıp akarsu kenarlarındaki doğal bitki örtüsünü koruduğu için akarsuları tertemiz akan, dolayısıyla endüstriyel arıtım tesislerine ihtiyaç duymayan toplum mu? Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kızılderili efsanelerinin üç ayrılmaz kızkardeşi

Mısır, kabak, fasülye

Mısır, kabak ve fasülye. resim/kaynak

Kızılderili efsanelerine göre birbirinden ayrılmaması gereken üç kızkardeş:

Mısır (corn), fasülye (beans) ve kabak (squash)

Çok-kültürlü ekolojik tarımın, monokültürlere dayalı konvansiyonel göre avantajlarını gösteren binlerce örnekten sadece biri…

Mısır, sarmaşık fasüleyeye sarılabileceği doğal bir sırık işlevi görüyor.

Fasülye, toprağı azot bileşikleriyle zenginleştirerek mısırı da kabağı da besliyor.

Kabak, geniş yapraklarıyla gölge yaparak yabancı otları azaltıyor, toprağı nemli tutarak kurumaktan koruyor.

Neticede bu üç kızkardeş birbirlerine destek olarak büyüyor, hem de toprağı tüketmeden; monokültürlere dayalı konvansiyonel veya endüstriyel tarımda olduğu gibi gübreye ilaca vesaire ihtiyaç yaratmadan. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Ekosistem sakatlama sektörü

Ekosistem sakatlama sektörü18 Kasım 2018 tarihinde yazdığım uzunca bir tweet zincirinde ekosistem sakatlama sektörünün ne olduğunu ve bu sektörün nasıl para kazandığını anlatmaya çalıştım.
***
Ekosistem sakatlama sektörünün en başarılı(!) olduğu alanlardan biri: Sağlık sektörü…

Kazanç kapısı: Bolca ilaç ve tedavi satabilmek için, sağlıklı beslenme ve sağlıklı çevre gibi her türlü önleyici sağlık politikasını baltalamak…

EkosistemSakatlama_SeglikSektoru

Bir paralelliğe dikkatinizi çekerim:

Sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam tarzı ve sağlıklı çevre ile birçok sorunu temelden çözmek yerine ilaca ve tedaviye bağımlı hale gelmek…

Önleyici halk sağlığına önem veren bütüncül sağlık politikası yerine şirketokrasinin işine gelen endüstriyel sağlık…

Toprağı koruyup iyileştiren sağlıklı ve sürdürülebilir tarımsal üretim yapmak yerine, kimyasal ilaca ve gübreye bağımlı hale gelmek… Çok-kültürlü ekolojik tarım yerine şirketokrasinin işine gelen, monokültürlere dayalı konvansiyonel ve endüstriyel tarım…

Neye inanmanız, neye önem vermeniz gerektiği konusunda kararsızsanız bugünkü pespaye siyasete veya anaakım medyaya bakarak şirketokrasinin esaretinden hiç kurtulamazsınız. Çünkü bugün ikisini de (siyaset ve medya) para, dolayısıyla şirketokrasi kontrol ediyor. Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Ekolojik tarım nedir?

21. yüzyılda tarım nasıl yapılmalıdır konusuna geçmeden önce, size tarımın nasıl yapılmaması gerektiğini gösteren bir resim göstereyim:
IndustrialAgriculture

Monokültürlere dayalı, bol araç-gereçli ve kimyasallı, suni ve mekanik bir fabrika gibi… Tam da küresel kimya ve tarım tekellerinin istediği şekilde…

Bol miktarda su, malzeme ve enerji harcayan, üstüne de bir sürü tekdüze ve bezdirici malzeme angaryasıyla dolu sürdürülemez bir düzen…

Bazıları, kurgu-bilim filimlerindeki gibi göz boyamacı teknolojik ıvır-zıvır ve robotsu insanlarla dolu bu tür görüntüleri teknolojik ilerleme zanneder.

“Tarım nasıl yapılmalı”nın resmi böyle bir şey:
NaturalAgriculture

Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, doğanın son derece zengin bir biyoçeşitliliğe dayalı dinamik, yani sürekli değişen ve evrimleşen biyokimyasal dönüşüm süreçlerinin yerini insan yapımı mekanik araç-gereçle veya kimyasal maddelerle dolduramazsınız (bkz. akvaryum filtreleri hakkındaki yazım).

Doğanın zaten var olan dönüşüm ve üretim süreçlerinin yerini insan yapımı şeylerle doldurmaya uğraşmak da saçma; zeytin ağacı varken zeytin üreten bir fabrika kurmaya uğraşmak gibi bir şey…

Akvaryum, bahçe veya çiftlik farketmez; neticede bitkisi, hayvanı, mantarı ve bakterisiyle binlerce canlı türünü barındıran bir ekosistem ne kadar kendi içinde bütün, ne kadar eksiksiz gediksiz olursa, o kadar az insan müdahalesine, su enerji malzeme ve madde takviyesine ihtiyaç duyar. Örneğin doğal bir orman veya savan ekosistemi gibi…
Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Neoklasik teyze ve betoncu dünya görüşü

Eskiden Moda sahili böyle bir yerdi.

Eskiden Moda sahili böyle bir yerdi. (kaynak)

Bundan yıllar önce, henüz ailecek İstanbul’da Kızıltoprak’ta otururken, bir komşu teyzenin anneme söylediği şu sözlere kulak misafiri olmuştum:

Ah Birgencim, zamane gençleri gerçekten çok şanslı; altlarında araba, ellerinde bilgisayarlar, cep telefonları, CD çalarlar… Bizim zamanımızda böyle miydi? Arabaya binmek bizim için bir lükstü. Evde bir külüstür kasetçalar vardı, onu da babamızdan izin almadan çalamaz, ancak radyo dinlerdik.

Komşu teyze, parayla satın alabilinecek bir takım araç-gereçlere bakarak zamane gençliğinin kendi dönemindeki eski gençlikten daha şanslı olduğuna karar vermiş. Peki ama, hayatımıza anlam ve güzellik katan imkanlar sadece bu tür ileri teknolojik(!) araç-gereçlerle mi sınırlı?

Eskiden, çok da eskiden değil bundan 30-40 yıl kadar önce, İstanbul hem kültürel hem de doğal güzelliklerle dolu, dünyanın tartışmasız en güzel şehirlerinden biriydi. 1970’li yıllarda ben ilkokula giderken nüfusu henüz 3 milyonu geçmemiş, bugünkü gibi nüfusu neredeyse 20 milyona dayanmış kirli ve kalabalık bir beton, asfalt ve trafik cehennemine dönüşmemişti. Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum