Modern bilinç araştırmaları ve hayvan hakları

Yazıma tanınmış yazar, müzisyen ve siyasetçi Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk isimli romanıyla ilgili bir haberden alıntı yaparak girmek istiyorum:

Hâlâ barbarlık dönemindeyiz…

İnsanlara hayvanlara her türlü işkenceyi yapma hakkını kim verdi? Zaten insan eğer diğer canlıları öldürmeyi bırakabilirse hemcinsini öldürmeyi de bırakır. Özellikle Ortadoğu’da insanlar sürekli birbirlerinin kafalarını kesiyorlar. Bütün o insanlar çocukluklarında hayvanların ayaklarının bağlanıp kafalarının kesildiğini görmüş. İnsanların diğer canlıları öldürüp yemesi dönemi bir gün mutlaka kapanacak ve bizim dönemimizden yine barbarlık dönemi diye bahsedilecek.

Bilinç (mind, consciousness) ve bireyin kendi kendisinin farkında olması, bilimin hala tam olarak açıklayamadığı bir kavram.

Ancak bir şey anlaşıldı: Son araştırmalar, özellikle yunus, şempanze, domuz ve köpek gibi sosyal hayvanların da insan gibi bilinç ve his sahibi olduğunu ortaya koydu.

Eskinden insanın tek bilinçli canlı olduğuna, diğer canlıların ise bilinçsiz, ruhsuz ve hissiz olduğuna inanılırdı. Ünlü filozof-matematikçi Descartes bile hayvanları bilinci ve hissi olmayan biyolojik robotlara benzetmişti.

Artık bilim dünyası, hayvanların da (bir kısmı insanlarınkine benzeyen) hisleri olduğunu %100’e yakın bir kesinlikle kabul ediyor.
Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Neoliberal CIA İslamı’nın 5 Şartı

İslam’ın Anglo-Amerikan emperyalizmi açısından kullanışlı bir ideoloji haline gelebilmesi için bu 5 şartın mutlaka sağlanması gerekiyor:

1) Dayanışmacı sosyal devletten, işçi ve çevre haklarından söz edenlerin otomatikman dinsiz komünist ve terörist sayılması.

Örneğin, Gülen cemaati (Fetö) Komünizmle Mücadele Derneği olarak başlayan bir CIA projesiydi.

CIA islamı, Endonezya’da darbeci diktatör General Suharto rejiminde denenmiş ve çok da başarılı (!) olmuştu.

2) Anti-evrimci propaganda ve bilim sansürüyle halkın evrim teorisini, dolayısıyla da ekolojiyi anlamasına engel olmak.

Neden son 30 yılda palazlanan islamcı tarikatlerin hepsi Amerikan Neoconları gibi evrim karşıtı?

Evrim ve bilim karşıtı propaganda yapan şarlatanlar nasıl oluyor da bu kadar kolayca para buluyorlar?

Nihat Genç: 11. yüzyılın aydın müslümanları yerine kilise yobazlarına özenip evrimi inkar eden islamcılar.. (Veryansın 27 Ağustos 2016 – YouTube video)

AKP’nin kurucularından Abdüllatif Şener: Evrim karşıtlığı İslam dünyasına sonradan batıdan geldi.

Aydınlanma çabalarına karşı kullanışlı sansür sloganı:
“Sizin imanınızı bozmak isteyen şeytanlardan uzak durun, onları dinlemeyin.”

3) Dini felsefi ve ahlaki derinliğinden soyutlayarak türban, sarık, namaz ve sakal benzeri yüzeysel şekillere indirgemek.

Neden AKP ilahiyyat fakültelerinden bile felsefe derslerini kaldırmak istedi?

4) Bir lidere köle gibi sorgusuz biat ve itaat.

Kullanışlı slogan: “Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.” Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Soru sormayan adam: Adolf Eichmann

Tarihte Adolf Eichmann Vakası ve Endüstriyel Eğitim
Adolf_Eichmann_at_Trial1961_mFelsefenin Kısa Tarihi şimdiye kadar okuduğum en iyi felsefeye giriş kitabıdır diyebilirim. Kitabın yazarı Nigel Warburton, hiç jargon kesip zor anlaşılır bir dil kullanmadan felsefe tarihinin en önemli fikirlerini zevkli ve sürükleyici bir şekilde anlatmayı başarmış.

Kitabın 35. bölümünde endüstriyel cehaleti vurgulamak adına çok çarpıcı bulduğum bir vaka anlatılıyor: Soru sormayan adam!

Adolf Eichmann, Hitler döneminde tren yollarından sorumlu yüksek rütbeli bir bürokrattır.

Eichmann’ın titiz çalışması ve gözetimi sayesinde o dönemde Avrupa’daki bütün tren yolları saat gibi tıkır tıkır çalışmış, böylece Avrupa’nın her yerinden toplanan yüzbinlerce Musevi sığır vagonlarında sorunsuzca (!) Doğu Avrupa’daki toplama kamplarına taşınabilmiştir.

Hikayenin gerisini biliyorsunuz: Sığır vagonlarıyla toplama kamplarına getirilen esirlerin büyük çoğunluğu, çoluk çocuk kadın demeden özel duş odalarında zehirli gazlarla katledildi. Bu insanların bir bölümü de en sapıkça tıp deneylerinde kobay olarak kullanıldı. Ancak çok küçük bir azınlık, son derece perişan bir halde bu toplama kamplarından canlı çıkabildi.

Savaş sonrası birçok Nazi gibi Arjantin’e kaçan Eichmann, İsrail gizli polisi Mossad tarafından 1960’da Buenos Aires’te yakalanır, ve yargılanmak için İsrail’e getirilir.

Filozof Hannah Arendt (1906-75) Eichmann vakasıyla özel olarak ilgilenir. Bu nasıl bir insan, nasıl bir manyak ve sadist olmalıydı ki, gözünü kırpmadan yüzbinlerce insanı ölüme taşımış olsun?

Mahkeme süresince Eichmann’ın kişiliği filozof Arendt ve uzman psikologlar tarafından bilimsel anlamda incelenir ve ortaya herkesi şaşırtan bir sonuç çıkar: Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 7 Yorum

Paskalya Adası Trajedisi: Ağaçlarını yok eden bir uygarlığın hazin sonu

Paskalya Adası Heykelleri

Paskalya Adası Heykelleri (resim: WikiPedia)

Esasen mühendis kökenli (ama pek de mühendis kafalı sayılmam) 15 yıllık bir ekonomi öğrencisi olarak okuduğum en önemli ekonomi kitabının Çöküş olduğunu söyleyebilirim (yazarı Jared Diamond).

Uygarlık ve çevre tarihinden çok çarpıcı ve aydınlatıcı örnekler içeren Çöküş’ü okuyunca ben şu sonuca vardım: Uygarlık tarihini anlamadan sürdürülebilir refahı hedeflemesi gereken ekonomiyi de anlamak mümkün değildir.

Uygarlık tarihini de hakkıyla anlayabilmek için de din, felsefe, sosyoloji, antropoloji, evrim ve ekoloji gibi alanlarda epeyce donanımlı olmak gerekiyor.

Çünkü sosyolojik ve çevresel (ekolojik) şartları anlamadan tarihi de bütünüyle görüp yorumlamak mümkün değil. Uygarlık tarihi, bize okullarda anlatıldığı gibi siyaset, savaş ve sanat tarihinden, üstüne de biraz insan yapımı teknolojik alet-edevat sosundan ibaret değil.

Eskiden tahıl ambarı olan Kuzey Afrika’nın neden çölleştiğini anlamadan Roma İmparatorluğu’nun neden çöktüğünü anlayamazsınız. Veya aşırı nüfus yoğunluğunun sosyolojik ve çevresel etkilerini anlamadan Maya Uygarlığı’nın neden çöktüğünü anlayamazsınız.

Ahlak dersini kısa kesip geliyorum şimdi Çöküş’ün en çarpıcı hikayesine: Paskalya Adası Trajedisi

Pasfik Okyanusu’nda uzak ve küçük bir kara parçası olan Paskalya Adası’nı (İngilizcesi Easter Island) duymamış bile olsanız bu adanın ünlü heykellerinin resimlerini mutlaka bir yerlerde görmüşsünüzdür; dev kaya parçalarından oyulmuş, boyu 23 metreye (yani 5-6 katlı bir bina kadar), ağırlığı 250 tona varan devasa heykeller… Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | 1 Yorum

Ekonomik Büyüme Aldatmacası

Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile ölçüle-gelen ekonomik büyüme denen şeyin temelinden sorgulaması gerekiyor, çünkü GSYH hem dar bakışlı, hem de öngörüsüz bir ölçektir.

Ekonomiye bütüncül bakışNeden dar bakışlı? Çünkü GSYH toplam ekonomik üretim derken doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimini hesaba katmaz.

Neden öngörüsüz (kısa vadeci)? Çünkü GSYH doğanın ve yerelin uzun vadeli üretim kapasitesine (doğal kapital) verilen zararları (talan ekonomisi!) hesaba katmaz.

Bir örnek:
1000 ağaçlık bir zeytin bahçeniz var, ağaçların her biri yaklaşık 50 yaşında, yani verimlerinin doruğundalar.

Bıraksanız, çok az bir bakımla belki daha yüzyıllarca iyi ürün verecekler. Ama siz yıllık gelirinizi arttırmak için bu ağaçları kesip kesip (örneğin müzik aletleri için) değerli kereste niyetine satıyorsunuz. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

En sevilen ekonomi hurafeleri

Önce bir pastayı büyütelim, dağılımı sonra düzeltiriz.
Bu sözü Kemal Derviş çok severdi.

Neden hurafe? Birincisi, ekolojik ve sosyal faktörler de dahil olmak üzere bütüne bakıldığında pastanın büyüdüğü falan yok, tersine küçülüyor. Üstüne nüfus artışı da cabası..

İkincisi, gelir dağılımına dikkat edilmezse sosyal barış bozulur, bu huzursuzluk eninde sonunda ekonomiyi de olumsuz etkiler. Yani dağılıma, dolayısıyla da toplumsal barışa dikkat etmeden sürdürülebilir bir kalkınma zaten mümkün değildir.

Önce bir kalkınalım da, çevreyi sonra düşünürüz.
Sanki sağlıklı bir çevre lüks mallar kategorisine girermiş gibi..

Sürdürülebilir refahın en önemli faktörlerinden biri olan doğal zenginliklere zarar veren bir kalkınma anlayışı temelinden sakattır. Çünkü doğal zenginliklerini kaybeden bir toplum zaten fakirleşiyor, parasallaşmamış yerel üretimini ve ortak değerlerini kartellere kaptırıyor demektir.

Bildiğiniz gibi, ekonominin üretim faktörleri insan emeği ve kapitalidir.
Yani insan olmasa doğa hiçbir şey üretemeyecek!

Bu sözün hurafe olduğunu anlamak için Amazon kızılderililerinin nasıl yaşadıklarını, ne yiyip ne içtiklerini düşünmek yeterlidir. Temel üretici doğa, yani ekosistemdir. Örneğin deniz, göl ve akarsulardaki balıkları doğa üretir, insana sadece bunları yakalayıp yemek kalır. Petrolü de üreten neticede güneş enerjisini milyonlarca yıl biriktirerek depolayan doğadır. İnsan petrolü üretmez, sadece yeraltından çıkarır, dönüştürür ve tüketir.

İnsanın ekosistemdeki esas rolü de budur: Üretmek falan değil, sadece dönüştürmek.. İnsanın doğaya ihtiyacı vardır, ama doğanın insana ihtiyacı yoktur.

Bir ülke, dışarıdan ne kadar çok yatırım gelirse o kadar iyi ve hızlı kalkınır.
Sanki gelen yatırımların hepsi uzun vadede yararlı yatırımlarmış gibi.. Gelecek nesillerin refahından çalan neoliberal talan yatırımları ve kirli endüstri n’olacak? Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Toplumları Aldatmanın Garantili Formülü

Psikolojik ve ideolojik zaaflarını kullanarak toplumları nasıl aldatabilirsiniz? Tabi ki kutsal kavramları, tek boyutlu düşünceyi ve sürü psikolojisini sömürerek.. Bakın nasıl:

Toplumları aldatmak için kullanılan üç temel zaaf:

  1. Dindarlık, demokrasi veya ekonomik kalkınma gibi çok boyutlu kutsal değerler
  2. Ekonomik kalkınma gibi çok farklı yönlere gidebilecek çok boyutlu kavramları bile siyah-beyaz veya ileri-geri diye sınıflandırmaya meyilli tek boyutlu düşünce tarzı
  3. Çoğunluk neye önem veriyorsa ona önem veren sürüye uyma içgüdüsü

Aldatma yöntemi:
1) Kimsenin gerekliliğini tartışamayacağı ekonomik kalkınma gibi kutsal bir kavramın sadece işinize gelen yönlerini ön plana çıkarırsınız.

Örneğin küresel sermaye, Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) benzeri dar bakışlı ve kısa vadeci ölçekleri kullanarak, sadece kısa vadeli parasallaşmış üretimi ön plana çıkarırken, doğal zenginliklere verilen zararı gözden kaçırır. Halbuki doğal zenginliklerin kaybedilmesi toplumun orta ve uzun vadede fakirleşmesi demektir.

2) Ekonomik kalkınma denince herkesin Gayrısafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) odaklanması için toplumda muteber sayılan öngörüsüz enteller ve yararlı aptallar kullanılır. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın