Muhafazakarlık ve değişen çevre şartları

Ben seriatçiyim, Altan TanGerçek bir demokraside mecliste farklı dünya görüşlerini temsil eden, farklı öncelikleri olan insanlar olması normaldir, öyle olmasa demokrasi sakat olurdu. Şeriatçının dürüstü Atatürkçünün sahtekarından iyidir.

Ancak halk şunu görmelidir: Dini bağnazlık çogu zaman cehaletin hem nedeni hem de sonucudur. Emperyal devletler, eskiden İngiltere, bugün daha çok ABD, 250 yıldır sömürmek istedikleri ülkeleri kemikleşmiş cehalete ve dolayısıyla uzaktan kumanda edilecek totaliter rejimlere sürüklemek için dini dogmaları psikolojik bir silah gibi kullanıyorlar.

Örnek: İngiltere Osmanlı’dan halkın tamamen aleyhine olmadık bir şey mi istiyecek, kamuoyu yaratıp direnci kırmak için derhal el altından (genellikle İngiliz ajanları tarafından) İngiliz başbakanının gizlice müslüman olduğu yayılıyordu. Bu tür ucuz numaraların her seferinde işlemesine İngilizlerin kendileri bile şaşırıyordu.

Dini inançlar halkın hassas karnıdır. Bunu iktidara kolay erişmek isteyen hırslı ve fırsatçı yerli politikacilar da kullanıyor, bazen de sözünü ettiğim emperyal güçlerle işbirliği yaparak. Erdoğan ve AKP de aynen böyle bir vakadır.

Çevre şartlarının hızla değiştiği, ülkelerin bu değişen şartlara hızla uyum sağlaması gerektiği bir dünyada toplumların (eğer kalıcı olmak istiyorlarsa) koyu muhafazakar veya cahil kalma lüksü yoktur.

Gerçek demokrasiler Atatürk’ün dediği gibi (boş slogan değildir) vicdanı hür aklı hür nesiller ister.

Değişmeyen, veya çok yavaş değişen çevre sartlarında koyu muhafazakar kalınabilir. Hatta çevre sartları gerçekten kırılgansa (kırılgan ekolojiler gibi) bunun bazen yararları bile olabilir. Çünkü hassas ve kırılgan çevre şartlarında her türlü toplumsal yeniliğin ve değişikliğin yüzyıllardır var olan bir topluma yarardan çok zarar getirme olasılığı hayli yüksektir; aynı biyolojik evrimdeki mutasyonlar gibi…

Fakat biz siyasi, ekonomik ve de ekolojik olarak hızla değişen bir çevrenin tam merkezinde yaşıyoruz, dolayısıyla mutasyonlara ihtiyacımız var. Eğer bu coğrafyada bir millet olarak kalıcı olmak istiyorsak devrimci ve yenilikçi olmak, toplumları bir arada tutan dogmatizmle (sorgulanmayan ortak evrensel ve milli etik değerler) yenilikler için gerekli olan özgür düşünce arasındaki hassas dengeyi barışçı ve demokratik yöntemlerle tutturmak zorundayız.

Gerçek demokrasilerde de muhafazakar kesimler her zaman olabilir, fikir tartışmalarıyla beraber yenilikleri tetiklemeleri açısından bu iyidir de. Ancak çoğunluk veya güç muhafazakarların eline geçtiği zaman fikir özgürlüğüyle beraber demokrasi de tehlikeye girer, çünkü muhafazakarlar genel karakter olarak kendileri gibi düşünmeyenlerden hoşlanmaz, ötekileri yanı aynı kabileden olmayanları türlü yöntemlerle baskı altına almaya çalışırlar. Bunun örnekleri sadece Türkiye’de değil, muhafazakar kesimleri güçlü olan ABD dahil birçok ülkede yaşanıyor.

Bilinçli veya bilinçsiz uygulanan sosyal baskılar (mahalle baskıları) ve sansür her türlü muhafazakarlığın kendisini devam ettirebilmek için başvurduğu doğal toplumsal davranış biçimidir.

İçinde baskı ve sansür olmayan bir muhafazakarlık zaten uzun ömürlü olmaz, sorgulamaya ve mantıklı eleştirilere fazla dayanamaz, temel doktrinleri kısa zamanda değişime uğrar ve dağılır. Aynı baskı kuracak güce erişememiş katı ideolojilerin uzun ömürlü olamaması gibi…

Tunç Ali Kütükçüoğlu

Reklamlar
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s