Muhafazakar bir lider: Ronald Reagan

1980’in Kasım’ında nispeten barışçı Jimmy Carter’in yerine muhafazakar sağcı Reagan başkan seçildi.

Dini ve ailevi değerlere bağlı masum (!) muhafazakarların oylarıyla başkan seçilen Reagan’ın arkasında Bush, Cheney, McNamara gibi şahinler vardı. Uzun bir süreden sonra (1955) Kuzey’a karşı köleliği savunmuş muhafazakar Güney ilk defa ABD’de iktidarı belirliyordu.

Reagan’ın gelmesiyle ABD’nin küresel barış, eşitlik ve özgürlük gibi kuruluş idealleri (1776, Thomas Jefferson) tekrar çöpe atıldı; artık Amerikan şirketlerinin (vahşi kapitalistler, şirketokrasi) çıkarları için suikast, darbe, savaş, dezenformasyon ve ideolojik manipülasyon dahil her, ama her yöntem mübahtı!

Nasıl olsa medya da ellerindeydi; milli gururu okşayan hoş masalları seven muhafazakar tabanı aldatmak zaten kolaydı.

Reagan başkan olduktan kısa bir süre sonra iki halkçı lider, Jaime Roldos (Ekvador) ve Omar Torrijos (Panama) CIA ajanları tarafından katledildi; yerlerine yandaş rejimler geldi.

Roldos “Ekvador petrolünden öncelikle halk yararlanmalı”, Torrijos “Panama kanalından öncelikle halk yararlanmalı” dediği için öldürüldü.

Roldos’un da Torrijos’un da Atatürk’e benzeyen yönleri vardı:
Zeki, gerçekçi, dogmatik değil, popüler, halkçı, anti-emperyalist..

Jaime Roldos öldürüldüğü gün bütün Güney Amerika ayağa kalktı; bunun yeni bir CIA cinayeti oldugundan kimsenin kuşkusu yoktu. ilgili haberler ABD’de sansürlendi.

Zaten Reagan yönetimi de Amerikan şirketlerinin çıkarları aleyhine kendi halkının çıkarlarını koruyan rejimlere “dinsiz komünist” veya “terörist” diyerek muhafazakar seçmenin vicdanını rahatlatıyordu.

ABD Hollywood filmlerinde de anlatıldığı gibi kötüyle mücadele eden, defalarca dünyayı kurtaran kahraman ülkeydi.

Uluslararası talan ganimetinden küçük de olsa bir pay alarak zenginleşmek mi, yoksa sorgulayan vicdan sahibi idealisti oynayıp (türlü risklere girerek) hakkı yenen insanlara ve dünyanın geleceğine ağlamak mı? Ekonomi (kısa vadede de olsa) iyi gidiyordu, daha ne istesinlerdi?

Tarihten bir benzetme: Alman aydınları sürgüne gönderilen Musevi vatandaşlarına ne olduğunu sorgularken Hristiyan muhafazakarlar meseleyi fazla kurcalamıyordu. Zaten Hitler de Musevilere parazit diyerek muhafazakarların vicdanını rahatlatıyordu.

Bu arada, Endonezya’nın muhafazakar İslamcı (!) darbecisi Suharto’yla CIA’nın yakın işbirliği sürüyor, CIA haklarını arayan işçileri ve doğal zenginlikleri korumak isteyen çevrecileri dinsiz komünistler diye Suharto‘ya ispiyonluyor, Suharto da bunları temizleyiveriyordu.

Böylece Endonezya’nın geleneksel yerel ekonomileri, ormanları ve madenleri tarihte görülmemiş bir hızla ekonomik kalkınma adına talan ediliyordu.
***
NOT: Bu bilgileri ABD/CIA veya benzeri emperyalist güçlere dogmatik ve fanatik bir düşmanlık yaratmak için değil, sürdürülebilir kalkınma ve demokrasiye engel olan en önemli faktörlere rasyönel çözümler bulunabilmesi adına tarihten somut örnekler olarak veriyorum. Fanatik nefret rasyönel düşüncenin önüne geçerek gerçekçi çözümlere engel olmamalı.

Tunç Ali Kütükçüoğlu

Reklamlar
Bu yazı Ekonomi içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s