En sevilen ekonomi hurafeleri

Önce bir pastayı büyütelim, dağılımı sonra düzeltiriz.
Bu sözü Kemal Derviş çok severdi.

Neden hurafe? Birincisi, ekolojik ve sosyal faktörler de dahil olmak üzere bütüne bakıldığında pastanın büyüdüğü falan yok, tersine küçülüyor. Üstüne nüfus artışı da cabası..

İkincisi, gelir dağılımına dikkat edilmezse sosyal barış bozulur, bu huzursuzluk eninde sonunda ekonomiyi de olumsuz etkiler. Yani dağılıma, dolayısıyla da toplumsal barışa dikkat etmeden sürdürülebilir bir kalkınma zaten mümkün değildir.

Önce bir kalkınalım da, çevreyi sonra düşünürüz.
Sanki sağlıklı bir çevre lüks mallar kategorisine girermiş gibi..

Sürdürülebilir refahın en önemli faktörlerinden biri olan doğal zenginliklere zarar veren bir kalkınma anlayışı temelinden sakattır. Çünkü doğal zenginliklerini kaybeden bir toplum zaten fakirleşiyor, parasallaşmamış yerel üretimini ve ortak değerlerini kartellere kaptırıyor demektir.

Bildiğiniz gibi, ekonominin üretim faktörleri insan emeği ve kapitalidir.
Yani insan olmasa doğa hiçbir şey üretemeyecek!

Bu sözün hurafe olduğunu anlamak için Amazon kızılderililerinin nasıl yaşadıklarını, ne yiyip ne içtiklerini düşünmek yeterlidir. Temel üretici doğa, yani ekosistemdir. Örneğin deniz, göl ve akarsulardaki balıkları doğa üretir, insana sadece bunları yakalayıp yemek kalır. Petrolü de üreten neticede güneş enerjisini milyonlarca yıl biriktirerek depolayan doğadır. İnsan petrolü üretmez, sadece yeraltından çıkarır, dönüştürür ve tüketir.

İnsanın ekosistemdeki esas rolü de budur: Üretmek falan değil, sadece dönüştürmek.. İnsanın doğaya ihtiyacı vardır, ama doğanın insana ihtiyacı yoktur.

Bir ülke, dışarıdan ne kadar çok yatırım gelirse o kadar iyi ve hızlı kalkınır.
Sanki gelen yatırımların hepsi uzun vadede yararlı yatırımlarmış gibi.. Gelecek nesillerin refahından çalan neoliberal talan yatırımları ve kirli endüstri n’olacak?

Yararlı yatırımı zararlısından, yararlı teknolojiyi zararlısından ayırabilmek için bütüncül ve uzun vadeli (yani öngörülü) bakışın, ekonomi filozoflarından başlayarak toplumun tabanına yayılması gerekir.

Örneğin, kısa vadede verimi arttırdığı iddia edilen GDO’lu standart tohum gibi teknolojiler, orta-uzun vadede toprağa ve toplumsal sağlığa korkunç zararlar verebilir. Benzeri, şehirleri trafik cehennemine çeviren motorlu arabalar ve beyine zarar veren cep telefonları için söylenebilir. Toplum, yeni ve ileri olduğu iddia edilen teknolojileri temelinden sorgulamayı öğrenmelidir.

Dünyada her ülke Almanya’nın geçtiği süreçlerden geçerek (eğitim, sanayi vs.) Almanya gibi kalkınabilir.
Bu inancın saçmalık düzeyi, bir kasabada herkesin, zengin olabilmek için kasaba zenginini aynen taklit etmenin yeterli olacağına inanmasına benzetilebilir. Halbuki kasabanın zengini çok çalıştığı için değil, stratejik kaynak ve kanalları önceden kontrolüne (veya tekeline) aldığı için zengin olmuştur.

Sanayileşmiş ülkelerin çoktan kendi tekellerine aldıkları stratejik kaynak ve kanalları ne yapacağız? Sömürgecilik dönemini hatırlayın: Sanayileşmiş batı ülkeleri daha çok ürettikleri için değil, finans ve teknoloji kartelleri aracılığıyla (üstüne askeri gücü de ekleyin) bütün dünyanın temel üretiminden aslan payını kaptıkları için zenginleştiler.

“Dünya üretiminden ben de büyük pay kapacağım” diye, adına sanayileşme denilen sidik yarışına hiç sorgulamadan bodoslama girmek, düşük refahlı ve kalabalık bir ucuz işçi ucuz çevre ülkesine dönüşerek hüsranla sonuçlanabilir.

Ayrıca her ülkenin kalkınma felsefesi ve yönü Almanya’nınkiyle aynı olmak zorunda mı? Coğrafik, tarihi ve kültürel şartları Almanya’nınkinden farklı olan Türkiye gibi bir ülkenin, aynen Almanya yönünde kalkınmaya öykünmesi çok büyük bir stratejik hata olur.

Özentilikten, sürü psikolojisinden veya akılsızlıktan kaynaklanabilecek bu hatayı, bir aslanın yaşam tarzı olarak bir leopara özenmesine benzetebiliriz. Halbuki evrimsel mantıkla bakacak olursak, refahını ve soyunu sürdürebilmek için leoparın gitmesi gereken yön farklı, aslanın gitmesi gereken yön çok farklıdır.

İlerleyen teknolojiyle birlikte insanlık ve uygarlık sürekli ilerledi.
Evrim, uygarlık ve çevre tarihinden pek anlamayanların kolayca inanabileceği, klasik ekonominin en temel hurafelerinden biri; sürekli ilerleme doktrini..

Bir kere, teknolojinin ilerlediği nereden belli? Bu tamamen bakış açısına bağlı. Teknoloji bilgisayar teknolojileri yönünden ilerliyor olabilir, ama okyanus ve akarsu ekosistemleri yönünden de hızla geriliyor. Bu ekosistemlerde hem teknoloji (biyoçeşitlilik vs.), hem de üretim kaybı var (örn. üretilen balık miktarı).

Dünyanın ekolojik nüfus taşıma kapasitesi düştüğüne göre (biz kendimizi ileri teknolojik araç-gereçlerle avuta-duralım) geçimimizi belirleyen esas önemli teknolojilerde (toprak, su, iklim, biyoçeşitlilik) gerileme var demektir.

Ayrıca uygarlık kullanılan alet-edevat ve tesislerin niteliğiyle (insan teknolojisi) değil, daha çok refah, felsefe ve sanatla ilgili bir konu. Sadece alet-edevat ve tesis bolluğu insanı uygar yapmıyor; örneğin Suudi Arabistan, veya küresel finans sektörü..

Sanayileşen ve şehirleşen ülke kalkınır, kalkınan ülkede uygarlık düzeyi de kendiliginden yükselir.
Bir üsttekine çok benzeyen, ikna gücü yüksek bir hurafe.. Klasik ekonomistlere ve yatırımcılara hararetle tavsiye edilir.

Halbuki çarpık ve kirli sanayileşme refah getirmez, endüstriyel kalkınmayla da demokrasi, güzel sanatlar ve felsefenin bir ilgisi yoktur. Örnek: Sanayileşme mucizesi Hitler Almanyası

Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu

Konuyla ilgili diğer yazılarım:

  1. Endüstriyel Muhafazakârlar ve Tuhaf İnançları
  2. En temel ekonomi hurafesi
  3. Klasik Ekonomi’nin yıkılması gereken hurafeleri
  4. Endüstriyel Cehalet Nedir?
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to En sevilen ekonomi hurafeleri

  1. cemilgozel dedi ki:

    Merhaba, ismim Cemil Gözel. Teori Dergisi yazı kurulu sekreteriyim. E-posta adresinizi iletirseniz, bir konu hakkında konuşmak istiyorum.
    Selam ve saygilar.

  2. Harun dedi ki:

    Peki kötülerin egemen olduğu bu dünyada Türkiyenin de bunlara ayak uydurması gerekmez mi? Diğer devletler dünyayı yok ederken Türkiyenin doğayı korumaya çalışması neyi engeller. Çernobil faciası örnek. Rusyanın ceremesini biz de çektik.

    • tuncaliku dedi ki:

      Bu “madem çevremde herkes rüşvet alıyor, öyleyse ben de bundan sonra rüşvet alacağım, buranın enayisi bir ben miyim“ diyen memurun zihniyetine benzer. Kısa vadede çözüm gibi gözüken bu fırsatçılık uzun vadede devleti çökerterek herkesi felakete sürükler. Marifet ahlaksızlığı değil ahlakı yayabilmekte.. Çocuklarımızı ve torunlarımızı düşünüyorsak bunu yapmalıyız.

      Diyelim ki Türkiye de “ben mi buranın enayisiyim“ diye bu sidik yarışına bodoslama girdi (yerelden ve gelecekten çalan kirli sanayileşme), sonra n’olacak? Birkaç nesil sonra insanlık iklimi ve atmosferi büsbütün bozunca bu sefer kendisine “biz boku niye yedik“ diye soracak. Olan torunlarımıza olacak. Öngörüsüzlüğün ve ahlaksız fırsatçılığın bedelini onlar ödeyecek, yazık değil mi?

  3. tuncaliku dedi ki:

    Üniversitelerde nesnel sosyal bilim niyetine öğretilen anaakım (neoklasik, neoliberal) iktisatın en sevilen hurafeleri kuşkusuz (1) ekonomik büyüme ve gelişme, ve (2) teknolojik ilerleme hurafeleridir.

    Dünyanın neresinde büyük bir doğa, insan ve kültür talanı varsa, örneğin kirli madencilik/sanayi/enerji girişimleri veya bol GDO’lu ve kimyasallı monokültürlere dayalı endüstriyel tarım gibi, halkın çoğunluğun aldatıp uysallaştıran kılıf bellidir:

    Ekonomik büyüme ve gelişme, teknolojik ilerleme, modernleşme, işyeri yaratma…

    İlk bakışta (ve kısa vadede) mantıklı gibi gözüken, ancak uzun vadedeki ekolojk ve sosyal sonuçlarına bakıldığında yanlışlığı anlaşılabilen bu hurafeleri halkın gözünde deşifre etmek hiç kolay değildir. Bunlar küresel finans ve şirketokrasinin de büyük desteğiyle, en az 70 yıllık tarihi olan eleştirilere ve protestolara direnmiş, son derece dayanıklı hurafelerdir.

    Ekonomik büyüme söyleminin toplumları aldatan ve felaketlere sürükleyen bir hurafe olduğu üzerine düzinlerce kitap, yüzlerce akademik kitap yazıldı. Fayda etmedi; hala bütün ekonomi politikalarının nihai kutsal amacıymış gibi ekonomik büyümeden söz eden ekonomistler ve siyasetçiler var.

    Teknolojik ilerleme (progress) hurafesini deşifre etmek daha da zor, çünkü ekoloji, sosyoloji, tarih gibi konularda donanımlı olmayı ve uzun vadeli evrimsel bir bakışı gerektiriyor, ki bunlar son derece dar bakışlı, neoklasik/neoliberal inançlara dayalı bir eğitim alan ekonomistlerin çoğunda malesef yok.

    Bu yüzden yaşam savunucularının ve sürdürülebilir yaşam/refah taraftarlarının bu konularda (ekonomi, çevre, tarih) çok donanımlı olması gerekir. Bu zamanda en çok ihtiyaç duyulan kitaplardan biri: Yaşam savunucuları için iktisadi hurafeler kılavuzu

    Tam bu amaçla olmasa da, buna benzer bir kitap yazıldı, tavsiye ederim:

    Her Çevrecinin Kapitalizm Hakkında Bilmesi Gerekenler, F. Magdoff, John B. Foster
    https://kitapeki.com/her-cevrecinin-kapitalizm-hakkinda-bilmesi-gerekenler/

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s