Neoklasik teyze ve betoncu dünya görüşü

Eskiden Moda sahili böyle bir yerdi.

Eskiden Moda sahili böyle bir yerdi. (kaynak)

Bundan yıllar önce, henüz ailecek İstanbul’da Kızıltoprak’ta otururken, bir komşu teyzenin anneme söylediği şu sözlere kulak misafiri olmuştum:

Ah Birgencim, zamane gençleri gerçekten çok şanslı; altlarında araba, ellerinde bilgisayarlar, cep telefonları, CD çalarlar… Bizim zamanımızda böyle miydi? Arabaya binmek bizim için bir lükstü. Evde bir külüstür kasetçalar vardı, onu da babamızdan izin almadan çalamaz, ancak radyo dinlerdik.

Komşu teyze, parayla satın alabilinecek bir takım araç-gereçlere bakarak zamane gençliğinin kendi dönemindeki eski gençlikten daha şanslı olduğuna karar vermiş. Peki ama, hayatımıza anlam ve güzellik katan imkanlar sadece bu tür ileri teknolojik(!) araç-gereçlerle mi sınırlı?

Eskiden, çok da eskiden değil bundan 30-40 yıl kadar önce, İstanbul hem kültürel hem de doğal güzelliklerle dolu, dünyanın tartışmasız en güzel şehirlerinden biriydi. 1970’li yıllarda ben ilkokula giderken nüfusu henüz 3 milyonu geçmemiş, bugünkü gibi nüfusu neredeyse 20 milyona dayanmış kirli ve kalabalık bir beton, asfalt ve trafik cehennemine dönüşmemişti.

Eskiden Kadıköy İstanbul’un sayfiye yeriydi, sahillerinde denize girilirdi. Ünlü Moda ve Suadiye plajları vardı. Şairlere esin kaynağı olan Çamlıca gerçek bir çamlıktı, otlaklarında koyunlar otlardı. Şehir merkezinin birazcık dışına çıkıldı mı Beylerbeyi, Kanlıca, Emirgan, Sarıyer, Beykoz, Yeşilköy, Silivri gibi, her biri kendine has karakteri olan güzel köylere varılırdı. Köklü tarihi olan liseleri, üniversiteleri, tiyatroları, konser salonları, çay bahçeleri ve gezinti yerleriyle İstanbul Münir Nurettin Selçuk, Orhan Veli veya Cem Karaca gibi büyük sanatçılar yetiştiren tam bir kültür şehriydi.

Eski İstanbullular anlatır; eskiden vapura binmek bile kültürel bir zenginlikmiş. Daimi yolcular zamanla tanış olur, beraber çaylar içilir sohbetler yapılırmış. Eskiden İstanbul bugünkü gibi ipsiz sapsız maganda oranı yüksek, kimsenin kimseye güvenemediği kirli, kalabalık ve çirkin bir şehir değilmiş.

Ama belli ki komşu teyze için bütün bunların pek bir önemi yoktu; zihinsel olarak tamamen parayla satın alınabilecek araba, CD çalar, cep telefonu gibi malzemelere odaklanmış, hayat kalitesini ve zenginliğini bunlarla ölçüyordu. Sanki birileri beynine ameliyatla bir çerçeve yerleştirmiş, ve “bundan sonra sadece bunları görecek, bunlara önem vereceksin” demiş gibi…

Yıllar sonra, mühendisliğin üstüne ekonomi de okumaya başlayınca komşu teyzenin adını koydum: Neoklasik teyze

(Türkiye’dekiler dahil, üniversitelerdeki iktisat ve işletme fakültelerinin çoğunda neoklasik iktisat teorisi öğretilir. Yerleşik, anaakım teori budur.)

Sanmayın ki neoklasik teyze cımbızla seçilmiş kendine has bir kişilik; onun gibi düşünen ve hissedenlerden her yerde çok var, çünkü neoklasik dünya görüşü çağımızın en yaygın ve baskın ideolojisidir.

Neoklasik (betoncu) dünya görüşü nedir?
İnsanı doğanın bir parçası olarak değil, doğanın dışında, doğaya hükmeden bir varlık olarak gören, …

doğayı aktif bir üretici olarak değil, pasif bir hammadde deposu ve pasif bir yaşam altyapısı olarak gören, …

dolayısıyla üretim, teknoloji, ekonomi veya kalkınma denince sadece beton, asfalt, araba, şirket, fabrika, tesis, teknolojik araç-gereç, para gibi insan yapımı şeylere odaklanan, bu arada doğaya verilen zararları önemsemeyen dünya görüşü.

Ben buna kısaca betoncu dünya görüşü diyorum.

Yerleşik tarıma geçişle birlikte ortaya çıkan ataerkil dinlerden de beslenen bu dünya görüşü genelde dünyanın insanlar için yaratıldığına inanır; inanmasa bile düşünce tarzı ve davranış biçimi aynı varsayıma dayanır. Bu dünya görüşüne göre insan diğer bütün canlıların üstünde, tanrıya en yakın, tek ruh ve bilinç sahibi canlıdır.

En yoğun olarak iş dünyasıyla birlikte iktisat ve işletme fakültelerinde görülmekle beraber, şirketokrasinin dar çıkarlarına hizmet eden neoklasik (betoncu) dünya görüşü ne yazık ki üniversite ve akademi dünyasının geneline hakimdir.

Neoklasik tarih, neoklasik bahçe, neoklasik akvaryum, neoklasik tarla…
Betoncu (neoklasik) dünya görüşü bütün eğitim sistemine, siyaset ve uygarlık tarihi anlayışına, şehir planlamasına, tarıma, hayatımızın en küçük detaylarına varana kadar her yere hakimdir.

Anaakım tarih yazılarında doğayı, o dönemin çevre şartlarını bulamazsınız. Çevre şartları derken örneğin o dönemde iklim nasılmış, bugünkünden farklı mıymış? O dönemde o çevrede hangi bitki ve hayvan türleri yaşarmış? Genel yaşam tarzı nasılmış, insanlar nasıl yaşar, neleri kendileri üretir, neleri doğada hazır bulurlarmış?

Anaakım tarih anlayışı bütün bu soruları sormaz, sadece insana ve insan yapımı şeylere odaklanır: Devlet, yönetim, savaş, anlaşma, mimari, sanat eserleri… Neoklasik tarih!

Sanki o dönemde insanlar doğadan ve ekosistemden kopuk yaşıyorlardı… Sanki Mayalar, Sümerler ve Grönland Vikingleri dahil birçok uygarlık tarımla da yakından ilişkili çevresel sorunlar yüzünden çökmemişti…

Bahçenizdeki yerel şartlara uyumlu karışık ot ve çiçekleri sökerek, hatta daha da kötüsü tarım ilacı kullanıp toprakla birlikte toptan zehirleyerek, yerine onca masraf (tohum, su, gübre, ilaç) ve bakım hamallığını göze alarak tektip ve dümdüz suni çimen yaparsanız… Oldu size neoklasik bahçe!

Akvaryumunuzda suyun biyolojik arıtımı için kalıcı çözüm olarak bataklık bitkilerinden ve sarmaşıklardan yararlanmak yerine, zincirleme gelecek onca masrafı ve bakım hamallığını göze alarak ileri teknojik akvaryum filtrelerinde ısrarcı olursanız… Oldu size neoklasik akvaryum! (bkz. bir akvaryumun verdiği dersler)

Tarlanızda ekosistem mantığıyla (ekolojik otomasyon), yerel şartlara uyumlu ve dirençli bitkilere ağırlık vermek, permakültürlerde olduğu gibi biyo-çeşitliliğin avantajlarından yararlanmak yerine (örn. toprağı azotça zenginleştiren bitkiler), endüstriyel tesis mantığıyla monokültürlere dayalı, bol araç-gereçli, GDO’lu ve ilaçlı üretime ağırlık verirseniz… Oldu size neoklasik (endüstriyel) tarım!

Neoklasik (betoncu) dünya görüşü yüzünden, hiç farkında olmadan endüstriyel hammalığı ekolojik otomasyona tercih eden çiftçi!

Neoklasik dünya görüşü ekolojik cehaletten beslenir
Dikkat ettiyseniz bütün bu örneklerin ortak bir tarafı var: Doğanın, yani ekosistemin, son derece zengin bir biyo-çeşitliliğe dayalı döngüleri ve geri-dönüşüm süreçleriyle temel üretici olduğunu görememek, veya görmezden gelmek…

Tarımda bile her canlıyı bağlamından, yani topraktan ve ekosistemden koparıp, sanki belli enerji ve bakım ihtiyaçları olan cansız bir eşyaymış gibi ele almak… Bütüne bakmadan, son derece dar ve kısa vadeci (öngörü yoksunu) bir verimlilik anlayışıyla tektip (monokültürel) üretime odaklanmak… Sanki toprak kumdan veya ufalanmış kayalardan farksız mekanik bir varlık; içinde toprağı toprak yapan binlerce tür mikroorganizma yaşamıyor…

Yüzlerce dönümlük tektip mısır tarlası, üstelik çoğu da GDO’lu tohumlardan… Hiç de sormaz, bakalım bu tarz tektip üretim sürdürülebilir mi, zamanla toprağı tüketmez mi? Doğada buna benzer tektip üretimin sürdürülebilir örnekleri var mı, yoksa neden yok? Bu kadar ilaç zamanla binlerce tür canlıyı öldürerek toprağın dengesini bozmaz mı? Bu tarz tektip üretim ekonomik bir risk değil midir? Mısır ağırlıklı tektip beslenme insan sağlığına zararlı değil mi? Benzer sorular buğday için de geçerli…

Bir ekosistem, örneğin bir orman, göl veya akarsu ekosistemi, içinde ve çevresinde yaşayan bütün canlılarla birlikte bir bütündür, adeta milyarlarca hücreden oluşan tek bir organizma gibi…

Bu örneklerden yola çıkarak şöyle bir genelleme yapabiliriz: Bir ekosistemdeki bütün canlıların birbirine bağımlı olduğunu anlamaktan aciz ekolojik cehalet neoklasik dünya görüşünü besler ve güçlendirir. Tersi de doğru; neoklasik dünya görüşü doğaya karşı duyulan ilgiyi ve olumlu hisleri körelterek ekolojik cehaletin iyice yerleşmesini ve kemikleşmesini sağlar.

İnsan yapımı araç-gereçlere (teknoloji) sorgusuz sualsiz tapanlar
“Betoncu dünya görüşü” derken sadece ekonomik kalkınma kılıfıyla doğayı katleden inşaat, baraj, maden, köprü ve asfalt projelerini kastettiğim zannedilmesin.

Doğanın zengin bir biyo-çeşitliliğe dayalı sürdürülebilir üretim teknolojilerine bakmadan, dar bir bakışla her sorunun çözümünü insan yapımı (ileri teknolojik) araç-gereçte arayan, yani bir anlamda araç-gerece tapan, bilim veya teknoloji denince aklına sadece insan yapımı araç-gereçler gelen zihniyet de betoncu dünya görüşünün kapsamına dahildir.

Örneğin akvaryumda arıtım sorunu denince aklına bitkiler gelmeyen, çözümü ileri teknolojik Alman filtresi gibi mutlaka insan yapımı bir alette arayan zihniyet gibi…

Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu

Yerleşik (neoklasik) ekonomi öğretisiyle ilişkili olarak neoklasik dünya görüşünü eleştiren akademik kaynaklardan bazı örnekler:

  1. How green are principles texts? Jack Reardon
  2. Perverse resilience of mainstream economic thought, Tom Green (video)
  3. Teaching (un)sustainability? Tom Green
  4. The Church of Economism and Its Discontents, Richard Norgaard
  5. The double discipline of neoclassical economics, Michel Gueldry
Bu yazı Ekonomi içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Neoklasik teyze ve betoncu dünya görüşü

  1. tuncaliku dedi ki:

    Ekonomik düşünce tarihinde dar fonksiyon ve ölçeklere odaklanmak, sürekli evrimleşen ve değişen canlılara dayalı tarımı bile fabrika gibi modelleyen mekanik indirgemecilik, Newton hayranlığıyla da gelen fizik özentisi, gerekirse aşırı indirgemecilik yaparak dünyanın sosyolojik ve ekolojik gerçeklerinden kopma pahasına yerli yersiz herşeyi matematiksel modellerle açıklama merakı (zorlama matematik)…

    Yani özetle mekanik indirgemecilik ile dar detaylara odaklanarak bağlamından koparmak arasında yakın bir düşünsel ilişki var. Gelecekteki yazılarımda bu ilişki üzerinde daha çok durmayı planlıyorum.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s