Ekosistem sakatlama sektörü

Ekosistem sakatlama sektörü18 Kasım 2018 tarihinde yazdığım uzunca bir tweet zincirinde ekosistem sakatlama sektörünün ne olduğunu ve bu sektörün nasıl para kazandığını anlatmaya çalıştım.
***
Ekosistem sakatlama sektörünün en başarılı(!) olduğu alanlardan biri: Sağlık sektörü…

Kazanç kapısı: Bolca ilaç ve tedavi satabilmek için, sağlıklı beslenme ve sağlıklı çevre gibi her türlü önleyici sağlık politikasını baltalamak…

EkosistemSakatlama_SeglikSektoru

Bir paralelliğe dikkatinizi çekerim:

Sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam tarzı ve sağlıklı çevre ile birçok sorunu temelden çözmek yerine ilaca ve tedaviye bağımlı hale gelmek…

Önleyici halk sağlığına önem veren bütüncül sağlık politikası yerine şirketokrasinin işine gelen endüstriyel sağlık…

Toprağı koruyup iyileştiren sağlıklı ve sürdürülebilir tarımsal üretim yapmak yerine, kimyasal ilaca ve gübreye bağımlı hale gelmek… Çok-kültürlü ekolojik tarım yerine şirketokrasinin işine gelen, monokültürlere dayalı konvansiyonel ve endüstriyel tarım…

Neye inanmanız, neye önem vermeniz gerektiği konusunda kararsızsanız bugünkü pespaye siyasete veya anaakım medyaya bakarak şirketokrasinin esaretinden hiç kurtulamazsınız. Çünkü bugün ikisini de (siyaset ve medya) para, dolayısıyla şirketokrasi kontrol ediyor.

Sağlıklı kalmak, kanserden kalp/damar hastalıklarına kadar birçok ölümcül hastalığa engel olmak için sağlıklı beslenmenin önemini anlatan kitap: Ölmek Ya Da Ölmemek, Dr. Michael Greger (orjinali: How Not To Die)

olmekyadaolmemek_gregerHastaları gerçekten iyileştirmeye değil, bolca ilaç ve tedavi satmaya odaklanmış Amerikan sağlık sektörünün nasıl çalıştığını göstermek açısından bu kitabın giriş bölümünü çok yararlı buluyorum. Altın Kitaplar Yayınevi’nden bu kitabın giriş bölümünü internete koyması rica edilebilir, ben kendi adıma biraz önce telefonla arayıp bir email yazdım.

İktidardaki RTE/AKP cemaati Türkiye’deki sağlık hizmetlerini de aynen bu hale getirmeye uğraşıyor: Halkın sağlığını yandaş ilaç/medikal/hastane şirketlerinin dar ve kısa vadeci çıkarlarına teslim etmek, özetle sağlık hizmetlerini bile şirketleştirmek…

Hatta Türkiye’deki durum daha bile kötü:

ABD’de hiç olmazsa bilgilendirici ve denetleyici rol oynayan etkili sivil toplum örgütleri var, Türkiye’de o da yok. Var olanları da hukuksuz ve baskıcı tek adam rejimi tarafından etkisiz hale getirildi. Büyük resim şöyle bir şey:

Türkiye tarımdan sağlığa bütün sektörleriyle sömürgeleştirilip küresel şirketlere bağımlı hale getiriliyor. RTE/AKP cemaatine ve ayrıcalıklı yandaşlara düşen rol ise, sömürgeciliğe türlü şekillerde aracılık yaparak zenginleşmek, bol konforlu ve şatafatlı bir yaşam sürmek… Aynı katı bir ideoloji ve rejimle halkı uyutup sömürge taşeronluğu yaparak israfçı, görgüsüz ve şatafatlı bir yaşam süren Arap şeyhleri gibi…

“Keşke Yunan kazansaydı da halifelik kalsaydı” diyen püsküllü Kadir ve Amerikan BOP vizyonu yeni osmanlı, ılımlı islam.. Bugün liberal geçinenlerin çoğunun gözden kaçırdığı şey, 18. veya 19. yüzyıl burjuvazisiyle (küçük kapitalistler, iş adamları, fabrika sahipleri vs.) bugünün burjuvazisi (şirketokrasi ve büyük yatırımcılar) arasında önemli bir fark var:

19. yüzyılın kapitalistleri, özellikle Fransa’da, krallığın ve aristokrasinin baskısına karşı halkın yanında yer alıp, genel olarak demokratik hakları desteklemişlerdi. Çünkü “aristokrasinin baskısını kırma” ortak paydasında birleşmişlerdi. Bugün ise tam tersi bir durum var: Bugünün aristokrasisi artık şirketokrasi.

Daha doğrusu, küresel silah, petrol, enerji, kimya, tarım, ilaç/medikal, finans vs. tekellerinin büyük hissedarları ve yatırımcıları, siyaseti yönlendirecek güce ulaşmış birkaç büyük para babası veya anası…

Özellikle 1970’lerden itibaren şiddetlenen neoliberalizm furyasıyla birlikte
şirketokrasi, kendi dar ve kısa vadeci çıkarları için Pinochet, Suharto, Evren, RTE/AKP gibi baskıcı rejimleri destekleyerek demokrasiyi yok eden bir güç haline geldi. Şirketokrasi neden baskıcı rejimlere ihtiyaç duyar?

1) Çalışanların haklarını rahatça kısıtlayabilmek için (bkz. Şok Doktrini, Naomi Klein)

2) Anaakım (neoklasik) iktisatın “çarpık” kalkınma, ekonomik büyüme, teknolojik ilerleme, istihdam yaratma söylemleriyle toplumu baskılayıp uyutarak doğayı rahatça talan edebilmek için.

Çarpık derken: Kısa vadeci, öngörüsüz, sosyolojiyi ve ekolojiyi hesaba katmayan

3) Şirketokrasinin GDO’lu tohum benzeri, kısa vadede verimi yükseltme adına
yerelden ve gelecekten çalan, doping veya uyuşturucu gibi (bağımlılık yaratan) sömürgeci teknolojilerini halka “çağdaşlık ve teknolojik ilerleme” diye yutturabilmek için. Yani ekosistem sakatlama sektörü…

Yukarıdaki 3. maddeler “parasal kazanç için sosyal ve biyolojik ekosistemleri sakatlama” başlığı altında tek bir madde altında da toplanabilirdi, ama buradaki 2 ile 3 arasında önemli bir fark var:

2’de kısa vadeli parasal kazançlar için doğayı hiçbir bedel ödemeden rahatça talan etmek var. Standart ekonomi kitaplarında da ele alınan endüstriyel kirlilik (pollution) veya maden icin orman ve toprak talanı gibi…

3 ise 2’nin de ötesine geçiyor: Yeni ihtiyaçlar ve kazanç fırsatları yaratmak için sosyal ve biyolojik ekosistemleri, yani kendine yeterli ve sürdürülebilir üretim/yaşam düzenlerini bilerek sakatlamak… Örneğin GDO’lu tohumlar ve zehirli tarım ilaçları…

19. yüzyıl burjuvazisi ile 21. yüzyıl burjuvazisi arasında başka önemli farklar da var:

1) 19. yüzyılda genel olarak insanın yaşamını ve geçimini sağlayan üretim, bugünkü kadar parasallaşıp, tekelleşip şirketleşmemişti.

Örneğin bugün en parasallaşmış ekonomilerden biri olan ABD’de bile, daha 20. yüzyılın başlarında çoğunluk kendine yeterli, köy veya kasaba benzeri, tarıma dayalı yarı kapalı ekonomilerde yaşıyordu. Şeker, porselen, cam, özel dikim elbise gibi çok az şeye para veriliyordu.

Yani para, dolayısıyla şirketokrasi, insan yaşamında henüz bugünkü kadar büyük ve belirleyici bir güç olmamıştı. Bugünkü anlamda baskın bir medya tekeli de yoktu. En baskın medya ve ideoloji tekeli belki de dini örgütlerin ve gelenekçilerin elindeydi.

2) Parasallaşmış stratejik üretim (silah, enerji, gıda, ilaç, su, ilaç, inşaat,…) bugünkü ölçekte tekelleşmemiş, ekonomik güç bugünkü ölçekte birkaç büyük para babası/anası yatırımcının elinde toplanmamıştı (bkz. Noam Chomsky, Dünyayı Kimler Yönetiyor).

Suyun bile parayla satılmasına alıştık. Yakında temiz hava için de para ödemeye başlarsak hiç şaşırmayın. Hatta başladı bile: Çin’de dev bir “hava arıtım” sektörü oluştu. Anaakım (neoklasik) iktisatçılara soracak olsanız buna “teknolojik ilerleme ve ekonomik büyüme” derler.

Ben ise “ekosistem sakatlama” sektörü diyorum. Uzun vadeli strateji belli:

Kendine yeterli ve sürdürülebilir üretim yapan ekosistemleri öyle bir sakatlayacaksın ki, temiz hava bile parayla satın alınması gereken bir “ihtiyaç” haline gelecek.

Ekosistem sakatlama sektörü derken farklı şirketlerin büyük hissedarlarını ve yatırımcılarını düşünmek gerekir. Örneğin Monsanto zehirli tarım ilaçlarıyla kanseri yaygınlaştırırken, Bayer de kanser ilacı satar. Ama hissedarlarının önemli bir bölümü aynı kişiler ve kurumlardır.

Ekosistem sakatlama sektöründe yer alan büyük yatırımcıların mutlaka Bilderberg benzeri mason tipi gizli toplantılar yapıp, beraber kötülük ve komplo planları yapmaları gerekmez.

Kılıf görevi yaparak vicdanları susturan ortak bir ideoloji olur, örneğin neoklasik iktisatın teknolojik ilerleme ve ekonomik büyüme hurafeleri gibi, insanın doğasında olan doymak bilmez güç hırsıyla birleştiğinde zaten aynı yöne götürür.

İnsanları şekille, dekorla, kılıkla kıyafetle aldattıkları için dincilere kızıyoruz değil mi? Öyleyse bir de şunu düşünün:

Ekosistem sakatlama sektörü dediğim büyük yatırımcıların, şık siyah takım elbiselerle dolaşan, son derece lüks ve havalı toplantı salonlarında son derece önemli(!) toplantılar yapan siyasetçileri, yöneticileri (CEO’lar, CIO’lar vs.) ve finansal danışmanları vardır.

Bu şık, havalı ve iyi eğitimli(!) ekip, birçok üniversite ve sivil toplum örgütüyle işbirliği yapar, beraber şık, lüks ve havalı toplantı salonlarında dünyanın geleceğini ilgilendiren önemli konuları tartışırlar. Ne kadar havalı, çağdaş ve modern, değil mi?

Bu şık, havalı ve sözde iyi eğitimli ekip, trendleri yakından takip eder; dünya ne yöne gidiyor, yeni ihtiyaçlar neler, nerelerde yeni yatırım fırsatları var?

Yatırım fırsatı denilen şeylerin çoğu aslında dünyanın çeşitli ülkelerinde sosyal ve biyolojik ekosistemlerin sistematik olarak sakatlanması sonucu ortaya çıkan yeni ihtiyaçlardır. Örneğin hava arıtım sektörü veya kanser ilaçları gibi…

Bu şık ve iyi eğitimli(!) ekip, ortaya çıkan (daha doğrusu çıkarılan) temiz su veya hava benzeri yeni ihtiyaçları karşılamak üzere, tekeli kendi şirketlerinde olacak parasal çözümler (teknoloji, örgütlenme, eğitim, medya vs.) geliştirmek konusunda gerçekten de çok beceriklidir.

Kimin aklına gelir Roundup zehiriyle bu zehire dirençli RoundupReady GDO’lu tohumlarını beraber pazarlayıp, tarımsal üretim ekosistemlerini Monsanto gibi “teknolojik ilerleme” adına temelli çökertmek ve bağımlı hale getirmek? İşte ancak bu becerikli kadronun…

Ekosistem sakatlama sektörüne hizmet eden bu şık ve havalı kadro gerçekten de iyi eğitimli olmalı, başta şirket stratejileri (tekelleştirme, parasallaştırma, özelleştirme), teknoloji, örgütlenme, teknik eğitim, medya üzerinden beyin yıkama ve pazarlama gibi konularda…

Ama bu eğitimin de mutlaka bir sınırı olmalı, özellikle bütünü sorgulamaya yönlendirecek felsefe, ekoloji, antropoloji ve sosyoloji gibi alanlarda… Genel olarak sanat yönü de zayıf olmalı (edebiyat, müzik vs.) çünkü sanat da beyni farklı çalıştırıp bütünü sorgulamaya itebilir.

Çünkü bu şık ve havalı ekibin yaptığı iş neticede dünyanın en eski ve ahlaksız mesleklerinden biridir: Örgütlü talana katılıp ganimetten pay almak… Ancak deşifre edilmesi zor, karmaşık ve sofistike bir ekonomik sistem içinde, ve havalı bir dekor altında tabi ki…

Yani, ekosistem sakatlama sektörüne hizmet eden bir siyasetçinin, yöneticinin veya danışmanın, vicdanen rahatsızlık duymadan işini yapabilmesi için sözünü ettiğim konularda (felsefe, ekoloji, sosyoloji, sanat) yeterli cehalete ve yüzeyselliğe sahip olması gerekir.

Ya da gerçekten ahlaksız ve ikiyüzlü bir kişi olmalı. Ama böyleleri genelde (aleni mafya çeteleri hariç) saygın(!) kurumlarda pek barındırılmaz, belki ancak en üst kadroda yer alabilirler.

Sanat demişken… Ekosistem sakatlama sektörüne çalışan kadro açısından sanatla yüzeysel bir şekilde (endüstriyel eğitimin deyimiyle hobi düzeyinde) ilgilenmekten bir zarar gelmez: Şık ve havalı durur, entellektüel bir izlenim verir. Ancak derinleşip tutkuya dönüştürmek sakıncalıdır.

Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu

Reklamlar
Bu yazı Ekonomi içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Ekosistem sakatlama sektörü

  1. Yaşam pencerem dedi ki:

    Harika bir yerden yakalamissiniz içinde bulunduğumuz durumu….emeğinize kaleminize saglik

  2. tuncaliku dedi ki:

    Ekosistem sakatlama sektörü demişken, şu soruların sorulması gerekir: Hangi toplum daha kalkınmış, daha ileri gitmiştir?

    İleri teknolojik(!) kanser ilaçları geliştiren toplum mu, yoksa sağlıklı çevre, sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam tarzı gibi başarılı “önleyici halk sağlığı” politikaları sonucu kanser ilaçlarına ihtiyaç duymayan toplum mu?

    İleri teknolojik(!) kimyasal tarım ilaçları ve gübreleri geliştiren toplum mu, yoksa çok-kültürlü ekolojik tarımı başarıyla uyguladığı için tarım kimyasallarına ihtiyaç duymayan toplum mu?

    Akarsularına ileri teknolojik arıtım tesisleri kuran bir toplum mu, yoksa endüstriyel kirliliği azaltıp akarsu kenarlarındaki doğal bitki örtüsünü koruduğu için akarsuları tertemiz akan, dolayısıyla endüstriyel arıtım tesislerine ihtiyaç duymayan toplum mu?

    Ayrıcalıklı bir azınlık para kazanacak diye sahillerini 5 yıldızlı beton yığınlarına gömen toplum mu, yoksa çoğunluk 5 kuruş para ödemeden yararlansın, hayatına zenginlik ve güzellik katsın diye sahillerini koruyup halka açan toplum mu?

    Günde milyonlarca ton yük ve milyonlarca yolcu taşıyan, son derece hızlı ve yoğun bir ulaşım ağı kuran toplum mu, yoksa akıllıca bir yerleşim ve üretim planı yaptığı için (yerel üretim yerel tüketim) çok daha düşük yoğunlukta bir ulaşım ağına ihtiyaç duyan bir toplum mu?

    mekanik/elektronik oyuncak ve eğlence sektöründe son derece ileri gitmiş bir toplum mu, yoksa sosyal, kültürel ve doğal zenginlikleri yüzünden bu tür oyalanma teknolojilerine daha az ihtiyaç duyan bir toplum mu?

    Hangi sektörü ele alırsanız alın; tarım ve beslenme, eğitim, sağlık, spor ve eğlence, gezi.. Yerel düzeyde kendine yeterlilik ve sürdürülebilirlik arttıkça şirketokrasinin kazanç fırsatları daralacaktır.

    Bu yüzden, sürdürülebilir refahı hedefleyen ekonomi politikaları, üretim ve paylaşım yöntemlerinde (yerel ölçekte) kendine yeterliliği ve sürdürülebilirliği hedeflerken, şirketokrasi elindeki para ve medya gibi bütün imkanları kullanarak tam tersi yöne çeker: Ekosistem sakatlama

    Örneğin bugün, monokültürlere dayalı konvansiyonel tarımdan çok-kültürlü ekolojik tarıma geçmek sadece Türkiye için değil, bütün dünya için çok önemli bir konu. Hem küresel gıda güvenliği ve adaleti için, hem de bütün ekosistemin geleceği için…

    Bunun önündeki en büyük engel ise, GDO’lu tohumları, kimyasal tarım ilaçları, “teknolojik ilerleme, akıllı tarım ve yeşil devrim” hurafeleriyle şirketokrasidir. Sigaranın akciğer kanserine yol açtığı gibi basit bir gerçeğin anlaşılmasını bile 25 yıl geciktirebilen şirketokrasi…

  3. Ogün Uçak dedi ki:

    Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s