Serbest Piyasa Aldatmacası

Serbest Piyasa AldatmacasıÜnlü liberallerimizden Cem Toker “en iyi tanzim serbest piyasadır” demiş.

Sanki halka bireycilik ve demokrasi kılıfıyla yutturulan bir “paran kadar konuş” düzeninde gerçek bir serbest piyasa olabilirmiş gibi…

(Not: Bunları AKP’nin Tanzim Mağazaları’nı savunmak için yazmadım, o ayrı bir konu.)

Gerçek serbest piyasa sadece parasallaşmış seçeneklerden ibaret değildir. Piyasa derken doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimi dahil bütün imkanları hesaba katmak gerekir.

Örneğin Cerattepe’de sadece “A madeni veya B madeni” seçenekleri yoktu, bir de “bozulmasın, doğal kalsın, bu zenginlikten herkes yararlansın seçeneği” vardı. Ama parası olan ayrıcalıklı ve sömürgen azınlığın, yani para kazanmak için her yöntemi mübah sayan şirketokrasinin dediği oldu.

Eğer Artvin’de “Cerattepe’de maden yapılsın mı?” diye soran bir referandum yapılsaydı büyük çoğunluk kesinlikle HAYIR diyecekti. Bunu sadece medya haberlerine değil, Artvin’deki kendi kişisel gözlemlerime dayanarak da söylüyorum. Demek ki demokrasinin değil, yine paranın ve şirketokrasinin dediği oldu.

Cem Toker’in küreselleşmeyle birlikte neredeyse bütün dünyada hakim olan paran kadar konuş düzenini serbest piyasa zannetmesi normaldir, anlayışla karşılamak gerekir, çünkü doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimi üretimden saymayan endüstriyel paradigma ve anaakım (neoklasik) iktisat öğretisiyle beyinler bu şekilde yıkanıyor.

Ayrıca yerleşik (neoklasik) iktisat öğretisi, bugünkü küresel ekonomik düzenin eşitlikçi bir parasal gelir adaletine imkan vermediğini; tersine, gelir dağılımını yıldan yıla daha da beter bozduğunu gözden kaçırıyor.

Gelir adaletinin veya fırsat eşitliğinin olmadığı bir dünyada “paran kadar konuş” rejiminden nasıl demokrasi çıkacak? Hani her bireyin söz hakkı ve oyu eşitti? Bu liberal dünya görüşünün en temel prensibi değil miydi?

Paralı kişiler ve şirketler her türlü örgütlenecek, hatta tekelleşip köşe başlarını tutacak (Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü, patent ve sertifika kurumu, siyaseti satın alan lobiler, şirketokrasiyi kayıran devlet yasaları ve kurumları vs.), ama parasız çoğunluğun bilgilenme ve örgütlenme hakları her fırsatta baltalanacak…

Paralı kişilerin ve şirketlerin kendine yeterli ve sürdürülebilir üretim yapan (sosyal ve biyolojik) ekosistemleri sakatlama özgürlüğü olacak, ama parasız çoğunluk bu ekosistemleri korumaya çalıştığı zaman “kalkınma düşmanı ve terörist” olacak, ve bu düzenin adı serbest piyasa olacak…

Diyelim ki bu maden yüzünden yörenin su kaynakları kirletildi, böylece halk zehirli ve sağlıksız suları, veya uzaklardan getirilen daha pahalı suları kullanmaya mecbur bırakıldı. Şimdi siz buna serbest piyasa mı diyeceksiniz? İçinde zorlama olmayan gönüllü alış-veriş (voluntary exchange) serbest piyasanın en temel prensiplerinden biri değil miydi?

Anaakım (neoklasik) iktisatın serbest piyasa kavramı dünyanın gerçeklerinden kopuk altı boş bir safsatafan ibaret, tıpkı ekonomik büyüme gibi…

Bakış açısını daralttığı gibi doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimine karşı ideolojik körlük yaratan endüstriyel paradigma üstüne oturtulmuş anaakım (neoklasik) iktisat öğretisi, sanayi emperyalizmi, ekosistem sakatlama sektörü, sömürgeci parazit kazançlar, doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimi, paranın getirdiği ekonomik ve askeri güç tekeli gibi birçok şeyi gözden kaçırarak sanki yaklaşık olarak da olsa serbest piyasa varmış, veya olabilirmiş gibi bir hava estiriyor.

Yok; yaklaşık olarak dahi bugün dünyada serbest piyasa diye bir şey yok.

Serbest piyasanın en temel şartlarından biri olan serbest bilgi dolaşımı da geçerli değil; şirketler ele geçirdikleri medya gücüyle istedikleri gibi beyin yıkayabiliyor, en basit gerçekleri bile gözden kaçırabiliyorlar. Ayrıca eğitim sistemini ve akademiyi de büyük ölçüde şirketler şekillendiriyor. Bunun en sömut örneği üniversitelerde sosyal bilim niyetine öğretilen neoklasik iktisat ideolojisi…

DDT bazlı tarım zehirlerinin (pestistler) çevreye ve insan sağlığına ne kadar zararlı olduğu, yüzlerce bilimsel rapora rağmen Monsanto gibi üretici ve satıcı şirketlerin işine gelmediği için 20 küsür yıl dünya kamuoyundan gizlendi (bkz. Sessiz Bahar). Bugün de farklı tarım zehirleri ve GDO’lu tohumlar konusunda bu örgütlü sansür, dezenformasyon ve ideolojik cehalet aynen devam ediyor.

Sigaranın akciğer kanserine yol açtığı gibi basit bir gerçek bile, yine yüzlerce bilimsel rapora rağmen devasa tütün şirketlerinin işine gelmediği için 20 küsür yıl dünya kamuoyundan gizlendi.

Yerleşik serbest piyasa anlayışının saçmalıklarından biri de özel sektörün, dolayısıyla (kamusal olmayan) özel şirketlerin türlü terminoloji cambazlığıyla bireysel girişimcilik ve bireysel serbestlik kategorisinde pazarlanmasıdır.

Halbuki özel şirket de neticede (temel hastalığı kısa vadecilik olan) bir örgütlenme biçimidir; şirket birey değildir, bazı şirketlerde binlerce eleman çalışır. Hem de son derece anti-demokratik bir ortamda, katı kurallara ve yöneticilerin tepeden inme emirlerine göre…

Bireysel serbestlik kılıfı altında özel şirket örgütlenmesinin ve hatta tekelleşmesinin her türlü önünü açacaksın, şirketleri sınırlayacak ve dengeleyecek örgütleri “serbest piyasayı veya ekonomiyi bozuyor” diye baltalayacaksın, bu şirket ve para dostu düzene de serbest piyasa diyeceksin…

Aldatıcı terminolojiden, beyni daraltan endüstriyel paradigmadan ve örgütlü ekolojik cehaletten beslenen “ekonomik büyüme, teknolojik ilerleme” gibi hurafeleriyle yerleşik (neoklasik) iktisat öğretisi beyinleri öyle bir yakıyor ki, liberal geçinenler bile 21. yüzyılda demokrasinin baş düşmanı olan şirketokrasiyi savunuyor.

Serbest piyasa kavramını pazarlayanların doğa ve evrim benzetmeleri de temelden yanlış; doğada bireysellik, toplumsal dayanışma, rekabet, savaş… hepsi piyasaya dahil.

Afrika’nın Serengeti savanından bir örnek vereyim: Aslanlar ve sırtlanlar örgütlü, büyük aile kolonileri (aşiret) halinde yaşıyorlar. Aslanlarda babaerkil, sırtlanlarda anaerkil bir düzen var. Ama bizonlar da örgütlü. Bu şekilde örgütler birbirini sınırlayıp dengeliyor. Birey bireyi, örgüt örgütü dengelemezse uyum (harmoni) olmaz.

Yazan: Tunç Ali Kütükçüoğlu

Bu yazı Ekonomi içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s