Ekonomik Büyüme Aldatmacası

Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile ölçüle-gelen ekonomik büyüme denen şeyin temelinden sorgulaması gerekiyor, çünkü GSYH hem dar bakışlı, hem de öngörüsüz bir ölçektir.

Ekonomiye bütüncül bakışNeden dar bakışlı? Çünkü GSYH toplam ekonomik üretim derken doğanın ve yerelin parasallaşmamış üretimini hesaba katmaz.

Neden öngörüsüz (kısa vadeci)? Çünkü GSYH doğanın ve yerelin uzun vadeli üretim kapasitesine (doğal kapital) verilen zararları (talan ekonomisi!) hesaba katmaz.

Bir örnek:
1000 ağaçlık bir zeytin bahçeniz var, ağaçların her biri yaklaşık 50 yaşında, yani verimlerinin doruğundalar.

Bıraksanız, çok az bir bakımla belki daha yüzyıllarca iyi ürün verecekler. Ama siz yıllık gelirinizi arttırmak için bu ağaçları kesip kesip (örneğin müzik aletleri için) değerli kereste niyetine satıyorsunuz. Okumaya devam et

Reklamlar
Uncategorized içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

En sevilen ekonomi hurafeleri

Önce bir pastayı büyütelim, dağılımı sonra düzeltiriz.
Bu sözü Kemal Derviş çok severdi.

Neden hurafe? Birincisi, ekolojik ve sosyal faktörler de dahil olmak üzere bütüne bakıldığında pastanın büyüdüğü falan yok, tersine küçülüyor. Üstüne nüfus artışı da cabası..

İkincisi, gelir dağılımına dikkat edilmezse sosyal barış bozulur, bu huzursuzluk eninde sonunda ekonomiyi de olumsuz etkiler. Yani dağılıma, dolayısıyla da toplumsal barışa dikkat etmeden sürdürülebilir bir kalkınma zaten mümkün değildir.

Önce bir kalkınalım da, çevreyi sonra düşünürüz.
Sanki sağlıklı bir çevre lüks mallar kategorisine girermiş gibi..

Sürdürülebilir refahın en önemli faktörlerinden biri olan doğal zenginliklere zarar veren bir kalkınma anlayışı temelinden sakattır. Çünkü doğal zenginliklerini kaybeden bir toplum zaten fakirleşiyor, parasallaşmamış yerel üretimini ve ortak değerlerini kartellere kaptırıyor demektir.

Bildiğiniz gibi, ekonominin üretim faktörleri insan emeği ve kapitalidir.
Yani insan olmasa doğa hiçbir şey üretemeyecek!

Bu sözün hurafe olduğunu anlamak için Amazon kızılderililerinin nasıl yaşadıklarını, ne yiyip ne içtiklerini düşünmek yeterlidir. Temel üretici doğa, yani ekosistemdir. Örneğin deniz, göl ve akarsulardaki balıkları doğa üretir, insana sadece bunları yakalayıp yemek kalır. Petrolü de üreten neticede güneş enerjisini milyonlarca yıl biriktirerek depolayan doğadır. İnsan petrolü üretmez, sadece yeraltından çıkarır, dönüştürür ve tüketir.

İnsanın ekosistemdeki esas rolü de budur: Üretmek falan değil, sadece dönüştürmek.. İnsanın doğaya ihtiyacı vardır, ama doğanın insana ihtiyacı yoktur.

Bir ülke, dışarıdan ne kadar çok yatırım gelirse o kadar iyi ve hızlı kalkınır.
Sanki gelen yatırımların hepsi uzun vadede yararlı yatırımlarmış gibi.. Gelecek nesillerin refahından çalan neoliberal talan yatırımları ve kirli endüstri n’olacak? Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Toplumları Aldatmanın Garantili Formülü

Psikolojik ve ideolojik zaaflarını kullanarak toplumları nasıl aldatabilirsiniz? Tabi ki kutsal kavramları, tek boyutlu düşünceyi ve sürü psikolojisini sömürerek.. Bakın nasıl:

Toplumları aldatmak için kullanılan üç temel zaaf:

  1. Dindarlık, demokrasi veya ekonomik kalkınma gibi çok boyutlu kutsal değerler
  2. Ekonomik kalkınma gibi çok farklı yönlere gidebilecek çok boyutlu kavramları bile siyah-beyaz veya ileri-geri diye sınıflandırmaya meyilli tek boyutlu düşünce tarzı
  3. Çoğunluk neye önem veriyorsa ona önem veren sürüye uyma içgüdüsü

Aldatma yöntemi:
1) Kimsenin gerekliliğini tartışamayacağı ekonomik kalkınma gibi kutsal bir kavramın sadece işinize gelen yönlerini ön plana çıkarırsınız.

Örneğin küresel sermaye, Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) benzeri dar bakışlı ve kısa vadeci ölçekleri kullanarak, sadece kısa vadeli parasallaşmış üretimi ön plana çıkarırken, doğal zenginliklere verilen zararı gözden kaçırır. Halbuki doğal zenginliklerin kaybedilmesi toplumun orta ve uzun vadede fakirleşmesi demektir.

2) Ekonomik kalkınma denince herkesin Gayrısafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) odaklanması için toplumda muteber sayılan öngörüsüz enteller ve yararlı aptallar kullanılır. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

İnsanlık tarihinin en büyük hatası: Tarım Devrimi

Uygarlık ve çevre tarihiyle ilgileniyorsanız Çöküş‘ün yazarı Jared Diamond’un ezber bozan bu makalesini mutlaka okumanızı öneririm:
The Worst Mistake in the History of the Human Race

Bu yazının bir Türkçe çevirisini şu adreste buldum:
İnsan türünün tarihindeki en büyük hata

Neden ezber bozan?

Çünkü okullarda bize genel olarak tarım ve endüstri devrimleriyle (!) sürekli ileri giden tek boyutlu bir insanlık tarihi öğrettiler.

Sürekli ilerleyen insanlık… Ama hangi yönde? Öyle ya, kalkınmak veya gelişmek, aynı zekâ gibi çok boyutlu kavramlardır; farklı yönlere doğru ilerleyebilirler.

Uygarlık tarihine bakılırsa gerçekten de uygarlıkların kısmen çevresel, kısmen sosyal faktörler, bazen de tesadüfler yüzünden tamamen farklı yönlere doğru gidebildiği görülecektir: Okumaya devam et

Ekonomi içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Endüstriyel Muhafazakârlar ve Tuhaf İnançları

Jeolojiden, biyolojiden ve astronomiden gelen sağlam kanıtlar dünyanın yaklaşık 4,5 milyar yaşında olduğuna işaret ederken, Reagan ve Bush gibilerini lider seçen tutucu Amerikan evanjelistlerinin (Amerikan halkının yaklaşık %40’ı) dünyanın yaklaşık 10‘bin yıl önce yaratıldığına samimiyetle inandığını biliyor muydunuz?

4,5 milyar yıl nerede, 10’bin yıl nerede! Bütün bilimsel verilere ve mantığa direnen ne tuhaf inançlar var hayatta değil mi?

Bunun gerçekten tuhaf bir inanç olduğunu düşünüyorsanız şimdi sıkı durun: Size ideolojik kökenleri taa Victoria dönemi İngiltere’sine dayanan neoklasik ekonomi ideolojisiyle (endüstriyel dogmatizm) şekillenmiş eğitim sistemimizin ürünü olan endüstriyel muhafazakârların nelere inandıklarına dair bazı ilginç örnekler vereceğim (bu bağlamda muhafazakâr yerine masal-sever de diyebiliriz).

1) Doğanın teknolojilerini görmeyen endüstriyel muhafazakârlar, insan teknolojileri ilerledikçe (!) uygarlığın da ilerlediğine samimiyetle inanırlar.

2) Özellikle son iki yüzyılda, doğanın kendine has teknolojilerinin (örn. iklim, okyanus ve tatlısu ekosistemleri) büyük hasarlar gördüğüne bakmaksızın endüstriyel muhafazakârlar, bugünkü arabalara, uçaklara, yollara, betonarme tesislere ve bilgisayarlara bakarak teknolojinin ilerlediğine yürekten inanırlar.

3) Endüstriyel muhafazakârlar, doğadaki biyo-çeşitliliğin ya farkında bile değildir, ya da bu çeşitliliğin insanlık için gereksiz olduğuna inanırlar.

İlginçtir, meslekleri gereği Markowitz’in portfolyo teorisini öğrenen ekonomistlerin bile çoğu biyo-çeşitliliğin önemini nedense kavrayamaz. Halbuki üzerinde düşünülecek olursa portfolyo teorisi bize biyo-çeşitlilik azaldıkça ekosistemin kırılganlaşacağını söyler.

4) Doğanın parasallaşmamış üretimini görmeyen endüstriyel muhafazakârların aklına üretim denince sadece insan üretimi gelir. Dolayısıyla, bütün ekonomik üretimin bir fabrika gibi, yani doğayı tamamen dışlayarak modellenebileceğine inanırlar. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Uygarlık ve Çevre Tarihi

Bize okulda uygarlık tarihi diye sadece siyaset ve savaş tarihi öğrettiler. Su, toprak, orman, erozyon gibi çevresel faktörlerin tarihte birçok uygarlığın kaderini belirlemiş olduğundan hiç söz etmediler.

Örneğin kutsal heykeller dikmek için ağaçlarını yok edince sefalete ve barbarlığa sürüklenen Paskalya Adası Yerlileri..

Örneğin erozyon ve iklim değişikliği yüzünden yok olan Grönland Vikingleri..

Örneğin ormanların azalması nedeniyle artan erozyonun açlıktan toplu ölümlere yol açtığı 18. yüzyıl Japonya’sı..

Örneğin hatalı sulama sonucu geniş toprakları tuzlanıp kullanılmaz hale gelen, tarımı zayıflayınca ordusu da uygarlığı da çöküşe sürüklenen Sümerler..

Örneğin orman katliamı nedeniyle çölleşen Kuzey Afrika’yla birlikte Roma İmparatorluğu’nun zengin tahıl ambarını ve eski gücünü yitirmesi..

Örneğin verimi gittikçe düşen tarım alanlarının besleyemediği, ve ulaşılabilir doğal kaynaklarının da artık yetmediği aşırı nüfus nedeniyle çöken Maya uygarlığı..

Aklımda o kadar çok örnek var ki şimdi hepsini saymayayım. Onun yerine size uygarlık tarihi ve çevre ilişkileri konusunda herkesin, ama en çok da ekonomi öğrencilerinin okuması gereken iki kitap önereyim:

  1. Çöküş: Medeniyetler nasıl ayakta kalır ya da yıkılır, Jared Diamond
  2. Dünyanın Yeşil Tarihi, Clive Ponting

Video: Jared Diamond: Toplumların Çöküşü Üzerine
Toplumların çöküşü üzerine, Jared Diamond

Konuyla ilgili diğer yazılarım:

  1. Maya‘ların kaçacak yeri vardı, torunlarımız nereye kaçacak?
  2. Grönland’daki Viking uygarlığına ne oldu?
  3. Paskalya Adası Trajedisi: Ağaçlarını yok eden bir toplumun hazin sonu

Tunç Ali Kütükçüoğlu

Uncategorized içinde yayınlandı | , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Endüstriyel Cehalet Nedir?

İşçi haklarının, çevrenin ve yerelin, kurumsal veya toplumsal denetimle korunamadığı Türkiye gibi bir ülkede ekonomik üretimi hâlâ ısrarla Gayrısafı Milli Hasıla (GSMH) benzeri dar bakışlı neoklasik ölçeklerle ifade etmek, ülkenin kısa vadeli kazançlar uğruna kendi bindiği dalları kesmesi demektir.

Ekonomik büyüme ve kalkınma adına kendi doğal kaynaklarını, kurumlarını ve yerel üretimini talan etmeye girişen bir ülkeye kalkınma tuzağına düşmüş diyebiliriz.

Teşhisi ve tedavisi son derece zor olan bu ideolojik cehaletin en büyük pay sahipleri:

  1. İlkokuldan itibaren beynimize kazınan, son derece dar bakışlı ve şabloncu, bilimsellik düzeyi ırkçılıkla eşdeğer gelişmiş-gelişmemiş ülke sınıflandırmaları
  2. Evrimden, ekolojiden ve sosyolojiden anlamayan, sadece parasallaşmış insan üretimine (parayla alınıp satılabilen mal ve servisler) odaklanarak ekonomiyi anlayabileceğini sanan klasik ekonomistler.. Ve kalkınma politikalarının adı ekonomist diye, aslında bütünü göremeyen bu tür banka ekonomistlerine emanet edilmesi..
  3. İnsanın doğadan gelen en temel içgüdülerinden biri: Kölelik derecesinde alet-edevat düşkünlüğü

Aslında kendi geleceğini daha çok ilgilendiren dev okyanus ekosistemleri büyük zararlar görürken arabalara, uçaklara ve yollara bakarak insanlara “vay be, teknoloji nasıl da ilerliyor“ dedirten şey işte bu endüstriyel (neoklasik) cehalettir. Okumaya devam et

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 1 Yorum